Değerli Okuyucu, Mahalle Kahvesi'nin bu kısmında, yeterince yoğunlaşamadığımı itiraf etmeliyim. Kusurları lütfen bildiriniz. Mahalle Kahvesi'ni çevirmemi
Mahalle Kahvesi 2. Kısım - Asıl Metin
Çamurlu bir kapı, üstünde bir değirmi delik;
Önünde tahta mı, toprak mı? Sorma, pis bir eşik.
Şu gördüğüm yer için her ne söylesem câiz;
Ahırla farkı: O yemliklidir, bu yemliksiz!.
Zemîni yüz sene evvel döşenme malta imiş..
"İmiş "le söylüyorum. Çünkü anlamak uzun iş,
O bir karış kirin altında hângi mâden var?
Tavan açık kuka renginde; sağlı sollu duvar,
Maun cilâsına batmış tütünle nargileden;
Duman ocak gibi çıkmakta çünkü her lüleden.
Dikilmiş ortaya boynundan üstü az koyu al,
Vücûdu kapkara, leylek bacaklı bir mangal.
Şu var ki bilmeyen insan görürse birden eğer,
"Balıkçılın kara saçtan yapılma heykeli!" der:
Kenarda, peykelerin alt başında bir kirli
Tomar sürükleniyor, bir yatak ki besbelli:
Çekilmiş üstüne yağmurluğumsu bir pırtı,
Zavallının, güveden, liyme liyme hep sırtı.
Kurur bu örtünün üstünde yağlı bir mendil;
Ki "bir tependen inersem!" diyen hasır zenbil;
Onun hizâsına gelmez mi, bir döner şöyle,
Sicimle kulpuna ilmikli çifte mestiyle!
Duvarda eski ocaklar kadar geniş bir oyuk,
İçinde camlı dolap var ya, raflarında ne yok!
Birinci katta sülük beslenen büyük kavanoz;
Onun yanında, kan almak için, beş on boynuz.
İkinci katta bütün kerpetenler, usturalar...
Demek ki kahveci hem diş tabîbi, hem perukâr!
İnanmadınsa değildir tereddüdün sırası;
Uzun lâkırdıya hâcet ne? İşte mosturası;
Çekerken etli kemiklerle ayrılıp çeneden,
Sonunda bir ipe, boy boy, onar onar, dizilen,
Şu kazma dişleri sen mahya belledinse, değil;
Birer mezâra işâret düşün ki, her kandil!
Üçüncü katta durur sâde havlu bohçaları.
Sağında cam dolabın hücre hücre bitpazarı.
Duvarda türlü resimler: alındı Çamlıbeli,
Kaçırmış Ayvaz'ı ağlar Köroğlu rahmetli!
Arab Üzengi'ye çalmış Şah İsmail gürzü;
Ağaçta bağlı duran kızda işte şimdi gözü.
Firaklıdır Kerem'in "Of?" der demez yanışı,
Fakat şu "Âh mine'l-aşk"a kim durur karşı?
Gelince Ezrakabânû denen acûze kadın
Külüngü düşmüş elinden zavallı Ferhâd'ın!
Görür de böyle Rüfâî'yi: Elde kamçı yılan,
Beyaz bir arslana binmiş; durur mu hiç dede can?
Bakındı bak Hacı Bektâş'a: Deh demiş duvara!
Resim bitince gelir şüphesiz ki beyte sıra.
Birer birer oku mümkünse, sonra ma'nâ ver...
Hayır, hülâsası kâfi, yekûnu ömre sürer:
Bedâhaten kusulan herze pâreler ki düşün,
Epey zaman daha lâzımdı herze olmak için!
Oturmadan içi yağ bağlamış bodur masanın,
Yayılmış üstüne birçok kâğıt ki, oynayanın,
Elinde yağlı meşin zanneder görünce adam.
Ya tavlanın kiri? Kâbil değildir, anlatamam.
Harîta-vâri açılmış en orta yerde dama;
Beyaz mı taşları, yâhud siyah mı? hiç sorma?
Hutûtu: Gâyr-i muayyen hudûdu memleketin:
Nazarda haylice idman gerek ki fark etsin;
Deliklerindeki pislik lebâleb olsa, yine,
Bakınca bunlara gâyet temiz kalır domine.
Delikli çekmece var ha! Demirbaş eşyâdan;
Yanında bir de kulaksız Tekir.. Unutma aman!
Asıldı bey koza!
- Besbelli, bak sırıttı aval;
- Bacak elinde mi?
- Kır, Hamdi sen de dağlıyı al.
- Ulan! Kapakta imiş dağlı... Hay köpoğlu köpek!
- Köpoğlu kendine benzer, uzun kulaklı eşek!
- Sekizli, onlu, ne çektinse ver de oryayı tut.
- Halim, ne uğraşıyorsun bu çıkmaz işte: Kaput!
- Cihâr ü yek mi o taş?
- Hiç sıkılma öldü dü-şeş!
- Elimde yok mu diyor? Çek babam!
- Aman şeş-beş!
- Hemen de buldu be? Gelsin hesaplayıp durma!
- Bi parti yendi ya akşam, dikiz gelin kuruma!
- Dü-beşle bağlıyorum.
- Yağma yok!
- Elindeki ne?
- Se-yek.
- Aman durun öyleyse: Penc ü yek domine!
- Mızıkçı dendi mi, sensin diyor, bakın ağalar:
Kırık mı söyleyin Allâh için Şu cânım zar?
- Kırık!
- Değil!
- Alimallah kırık!
- Değil billâh
- Yeminsiz oynıyamazlar ki, ah çocuklar ah!
- Karışmasan için olmaz değil mi? Sen de bunak!
- Gelirsem öğretirim şimdi...
- Ay şu pampine bak!
Gelip de öğretecekmiş... Mezarcı Mahmud'a git!
Bir üflesen gidecek ha... Tirit mi sâde tirit!
- Zemâne piçleri! Gördün ya, hepsi besmelesiz...
Ne saygı var, ne hayâ var. Eğer bizim işimiz,
Bu kaltabanlara kalmışsa vay benim başıma!
- Herif belâya sokarsın dırıldanıp durma!
- Mezarcı Mahmud'a git ha? Bakın it oğluna bir!
Küfürbaz alçak, edepsiz, Bu söylenir mi Bekir?
- Yolunca terbiye verdin ya âferin Hasan Ağa?.
- Bıraksalar beni, çoktan marizlemiştim ya!
Mezarcı Mahmud'a ha? Vay babasının canına.
Bunun yaşında iken biz büyüklerin yanına,
Okur da öyle girer, hem ayakta beklerdik;
"Otur", demezseler elpençe sâde dinlerdik;
"Hayır, bu böyle değildir" demek, ne haddimize!
"Evet", desek bile derlerdi: "Sus behey geveze"
- Otuz yaşında idim belki; annesiz, dışarı
Kolay kolay çıkamazdım: Döverdi çünkü karı!
Bugün, onaltıyı doldurmamış yumurcaklar,
Odun yemez iyi bil ha! Geberse karşı koyar.
Geçende dövmek için yoklayım dedim Kerim'i...
Bırak! Eşek değilim ben, deyip dikilmez mi?
Dayak eşekler içinmiş, adam dövülmezmiş..
- Ya biz, sözüm ona, merkeb miyiz Bekir, bu ne iş?
Döverdiler bizi hergün de karşı koymazdık...
Ben öyle terbiye oldum... Kolay mı insanlık?
- Dokundurur mu, ne mümkün, eloğlu hiç adama?
O müslümanları sen şimdi, hey kuzum arama!
Gürültüsüz oyun isterseniz gelin damaya:
Zavallı, açmaza düşmüş... Bakın hesaplamaya!
Oyuncunun biri dalgın, elinde taş duruyor;
Rakîbi halbuki lâ yenkâtı' bıyık buruyor.
Seyirciler mütefekkir, güzîde bir tabaka;
Düşünmelerdeki şîveyse büsbütün başka:
Kiminde el, filân aslâ karışmıyorken işe,
Kiminde durmadan işler benân-ı endîşe.
Al işte: "Beyne burundan gerek, demiş de, hulûl"
Taharriyât-ı amîkayla muttasıl meşgûl!
Mühendis olmalı mutlak şu ak sakallı adam:
Zemîne dâire şeklindeki yaydı bir balgam;
Abanmış olduğu bir yamrı yumru değnekle,
Mümâslar çekerek soktu belki yüzşekle!
Ayak teriyle cilâlanma tahta peykelere,
Külâhlı, fesli dizilmiş yığın yığın çehre:
Nasîb-i fikr ü zekâdan birinde yok gölge;
Duyulmamış bu beyinlerde his denen meleke!
- Aman canım, şu bizim komşu amma uğraşıcı!
- Ne belledin ya efendim? Onun bir ismi Hacı!
-Çocuğ', ha mektebe verdim, ha vermedimdi diye,
Sokak sokak geziyor...
- Koymuyor mu medreseye?
- Koyar mı hiç? Arabî şimdi kim okur artık?
- Evet, gâvurcaya düştük de sanki iş yaptık!
- Binâ'ya üç sene gittimdi hey zamanlar hey
İlim de kalmadı...
- Zâten ne kaldı? Hiç bir şey.
- Mahalle mektebi lâzımdır eski yolda bize;
Sülüs, nesih bitiyor yoksa hepsi... Keyfinize!
- On üç yaşında idim aldığım zaman ketebe.
Geçende, sen ne bilirsin? demez mi bir zübbe?
Dedim, "Ulan seni gel ben bir imtihân edeyim,
Otur da yap bakalım şöyle bir kıyak temmim."
- Nasıl, becerdi mi?
- Kâbil mi! Rabbi yessir'i ben,
Tamam beş ayda değiştimdi kalfamız sağ iken.
- Nedir elindeki yâhuu?
- Ceride.
- At şu pisi.
- Neden?
- Yalan yazıyor, oğlum, onların hepisi.
- Ya doğru yazsa asarlar... Ne oldu Volkan'cı,
Unuttunuz mu?
- Bırak boşboğazlık etme Hacı!
Şu karşıdan gözeten fesli, zannım ağzıkara...
- Hayır, demem o değil...
- Durma sen belânı ara!
- Canım lâtife yapar, bilmiyor musun Ömer'i?
- Biraz rahatsızım Ahmed, yakın benim feneri!
Duyuldu bir iri ses, arkasından istiğfâr...
Meğer geğirti imiş.
- Pek şifâlı şey şu hıyar.
Cacık yedin mi, ne hikmet, hazır hemen teftîh...
- Evet şifâlı yemiştir...
- Yemiş mi? Lâ-teşbîh.
- Günâha girme. Tefâsîrde öyle yazmışlar...
Dayım demişti ki: Gördüm, hıyar hadiste de var:
- Hasan, bizim yeni dâmad ne oldu anlamadık
Görünmüyor?
- Karı koyvermiyor. Herif, kılıbık.
- Evinde çan çan eden erkeğin de aklına şaş...
Laf anlamaz dişi mahluku, durma sen uğraş.
- Kim uğraşır a babam, bunca yıllık ehlim iken,
Adem hesabına koymam bizim köroğlunu ben.
........................
........................
Tavanın pervazı altındaki toprak yuvadan,
Bakıyor bunlara, yan yan, iki çift ince nazar:
"Ya sizin bir yuvanız yok mu?" diyor anlaşılan,
Dişi erkek çalışan yavrulu kırlangıçlar...
Mahalle Kahvesi 2. Bölüm- Güncel Türkçe ile
Çamurlu bir kapı, bir yuvarlak delik;
Önünde tahta mı, toprak mı? Sorma, pis bir eşik.
Şu gördüğüm yer için her ne söylesem uygun;
Ahırla farkı: O yemliklidir, bu yemliksiz!.
Zemini yüz sene önce döşenme malta imiş..
"İmiş"le söylüyorum. Çünkü anlamak uzun iş.
O bir karış kirin altında hangi maden var?
Tavan açık kuka renginde; sağlı sollu duvar.
Maun cilasına batmış tütünle nargileden;
Duman ocak gibi çıkmakta çünkü her uçtan.
Dikilmiş ortaya boynundan üstü az koyu al,
Vücudu kapkara, leylek bacaklı bir mangal.
Şu var ki bilmeyen insan görürse birden eğer,
"Balıkçılın kara saçtan yapılma heykeli" der:
Kenarda, peykelerin[1] alt başında bir kirli
Tomar sürükleniyor, bir yatak ki besbelli:
Çekilmiş üstüne yağmurluğumsu bir pırtı[2],
Zavallının, güveden, liyme liyme hep sırtı.
Kurur bu örtünün üstünde yağlı bir mendil;
Ki "bir tependen inersem!" diyen hasır zenbil[3];
Onun sırasına gelmez mi, bir döner şöyle,
İplerle tutamacına ilmikli çifte mestiyle![4]
Duvarda eski ocaklar kadar geniş bir oyuk,
İçinde camlı dolap var ya, raflarında ne yok!
Birinci kattta sülük beslenen bir kavanoz;
Onun yanında, kan almak için, beş on boynuz.
İkinci katta bütün kerpetenler,usturalar...
Demek ki kahveci hem diş doktoru, hem berber!
İnanmadınsa değildir ikilemde kalmanın sırası;
Uzun lafa gerek ne? işte örneği;
Çekerken etli kemiklerle ayrılıp çeneden,
Sonunda bir ipe, boy boy, onar onar dizilen,
Şu kazma dişleri sen mahya[5] belledinse, değil;
Bir mezara işaret düşün ki her kandil!
Üçüncü katta durur yalnız havlu bohçaları.
Sağında cam dolabın hücre hücre bitpazarı.
Duvarda türlü resimler: Alındı Çambıbeli,
Kaçırmış Ayvaz'ı ağlar Köroğlu rahmetli!
Arap Üzengi'ye çalmış, Şah İsmail topuzu;
Ağaçta bağlı duran kızda işte şimdi gözü.
Ayrılıktandır Kerem'in "Of?" der demez yanışı,
Fakat şu "Âh minel'-aşk"a kim durur karşı?
Gelince Ezrakabanü denen kocakarı
Balyozu düşmüş elinden zavallı Ferhad'ın!
Görür de böyle Rufai'yi: Elde kamçı yılan,
Beyaz bir arslana binmiş; durur mu hiç dede can?
Bakındı bak Hacı Bektaş'a: Deh demiş duvara!
Resim bitince gelip şüphesiz ki mısraya sıra.
Birer birer oku mümkünse, sonra anlam ver...
Hayır, özeti yeter, hepsi bir ömür sürer:
Birdenbire kusulan boş söz parçaları ki düşün,
Epey zaman daha lazımdı destan olması için!
Oturmadan içi yağ bağlamış bodur masanın,
Yayılmış üstüne birçok kağıt ki, oynayanın,
Elinde yağlı deri zanneder, görünce adam.
Ya tavlanın kiri? Mümkün değil, anlatamam.
Harita gibi açılmış en orta yerde dama;
Beyaz mı taşları,yoksa siyah mı hiç sorma?
Çizgiler= Belirsiz hududu memleketin:
Gözü iyice alışmalı ki ayırt etsin;
Deliklerindeki pislik ağzına kadar olsa, yine,
Bakınca bunlara temiz kalır domino.
Delikçi çekmece var ha! Demirbaş eşyadan;
Yanında bir de kulaksız Tekir.. Unutma aman!
-Asıldı bey koza!
- Besbelli, bak sırıttı saf;
-Bacak elinde mi?
-Kır, Hamdi sen de dağlıyı al.
- Ulan! Kapakta imiş dağlı. Hay köpoğlu köpek!
- Köpoğlu kendine benzer, uzun kulaklı eşek!
-Sekizli,onlu, ne çektinse ver de oryayı[6] tut.
-Halim, ne uğraşıyorsun bu çıkmaz işte: Kaput!
- 4 ve 1 mi o taş?
- Hiç sıkılma öldü 2-5!
-Elimde yok mu diyor? Çek babam!
- Aman 6-5!
-Hemen de buldu be? Gelsin hesaplayıp durma!
-Bi parti yendi ya akşam, dikiz gelin kuruma!
- 2-5'le bağlıyorum.
- Yağma yok!
-Elindeki ne?
- 3 ve 1
- Aman durun öyleryse: 5-1!
-Mızıkçı dendi mi, sensin diyor, bakın ağalar:
Kırık mı söyleyin Allah için şu canım zar?
-Kırık!
-Değil!
-Alimallah kırık!
-Değil billah!
-Yeminsiz oynayamazlar ki, ah çocuklar ah!
-Karışmazsan için olmaz değil mi? Sen de bunak!
-Gelirsem öğretirim şimdi...
-Ay şu pampine bak!
Gelip de öğretecekmiş... Mezarcı Mahmud'a git!
Bir üflesen gidecek ha! Bunak mı bunak!
-Zamane piçleri! Gördün ya, hepsi besmelesiz...
Ne saygı var, ne utanma var. Eğer bizim işimiz,
Bu namussuzlara kalmışsa vay benim başıma!
-Herif belaya sokarsın söylenip durma!
-Mezarcı Mahmud'a git ha? Bakın it oğluna bir!
Küfürbaz alçak, terbiyesiz. Bu söylenir mi Bekir?
-Yolunca terbiye verdin ya aferin Hasan Ağa?.
-Bıraksalar beni, çoktan öldürmüştüm ya!
-Mezarcı Mahmud'a ha? Vay babasının canına.
Bunun yaşında iken biz büyüklerin yanına,
Okur da öyle girer, hem ayakta beklerdik;
"Otur", demezseler elpence sadece dinlerdik;
"Hayır, bu böyle değildir" demek, ne haddimize!
"Evet", desek bile derlerdi: "Su be geveze!"
-Otuz yaşımda idim belki; annesiz, dışarı
Kolay kolay çıkamazdım; Döverdi çünkü karı!
Bugün, onaltıyı doldurmamış yumurcaklar,
Odun yemez iyi bil ha! Ölse karşı koyar.
Geçende dövmek için yoklayım dedim Kerim'i...
Bırak! Eşek değilim ben, deyip dikilmez mi?
Dayak eşekler içinmiş, adam dövülmezmiş...
-Ya biz, sözüm ona, eşek miyiz Bekir, bu ne iş?
Döverdiler bizi hergün de karşı koymazdık..
Ben öyle terbiye oldum.. Kolay mı insanlık=
-Dokundurur mu, ne mümkün, eloğlu hiç adama?
O müslümanları sen şimdi, hey kuzum arama!
Gürültüsüz oyun isterseniz gelin damaya:
Zavallı, açmaza düşmüş... Bakın hesaplamaya!
Oyuncunun biri dalgın, elinde taş duruyor;
Karşısındaki gizliden bıyık buruyor.
Seyirciler düşünceli, seçkin bir tabaka;
Düşünmelerdeki hava büsbütün başka:
Kiminde el, biri asla karışmıyorken işe,
Kiminde durmadan işler endişe ile parmaklar.
Al işte: "Beyne burundan gerek, demiş de, hulûl"
Derin araştırma ile uğraşıyor.
Mühendis olmalı kesin şu ak sakallı adam:
Yere daire şeklinde yaydı bir balgam;
Abanmış olduğu bir yamrı yumru değnekle,
Yuvarlaklar çizerek soktu belki yüz şekle!
Ayak teriyle parlamış şu tahta oturaklara,
Külahlı, fesli dizilmiş yığın yığın yüz:
Zekadan payını almış fikirlerden birinde yok gölge;
Duyulmamış bu beyinlerde his denen yetenek!
-Aman canım, şu bizim komşu amma uğraşıcı!
- Ne belledin ya efendim? Onun bir ismi Hacı!
-Çocuğu, ha okula verdim, ha vermedimdi diye,
Sokak sokak geziyor.
-Koymuyor mu okula?
-Koyar mı hiç? Arapça şimdi kim okur artık?
-Evet, gavurcaya düştk de sanki iş yaptık!
-Binâ'ya[7] üç sene gittimdi hey zamanlar hey
İlim de kalmadı...
-Zaten ne kaldı? Hiç bir şey.
-Mahalle okulu gerekli eski biçimde bize;
Sülüs[8],nesih[8] bitiyor yoksa hepsi.. Keyfinize!
- On üç yaşında idim, aldığım zaman yazı.
Geçende, sen ne bilirsin? demez mi bir kendinibilmez,başıboş
Dedim " Ulan seni gel ben bir sınav edeyim,
Otur da yap bakalım şöyle kıyak bir temmim[9]"
-Nasıl, becerdi mi?
-Olanaklı mı? Rabbi yesir'i[10] ben,
Tamam beş ayda değiştimdi kalfamız sağ iken.
-Nedir elindeki?
-Gazete
-At şu pisi!
-Neden?
-Yalan yazıyor, oğlum, onların hepisi.
-Ya doğru yazsa asarlar... Ne oldu Volkan'cı[11]
Unuttunuz mu?
Bırak boşboğazlık etme Hacı!
Şu karşıdan gözetleyen fesli, sanırım ağzıkara[12]
-Hayır, dememo değil..
-Durma sen belanı ara!
-Canım şaka yapar, bilmiyormusun Ömer'i?
-Biraz rahatsızım Ahmed, yakın benim feneri!
Duyuldu bir iri ses, arkasından afdileme..
Meğer geğirti imiş.
-Pek şifalı şey şu hıyar.
Cacık yedin mi, ne hikmet, hazır hemen geğirmek
-Evet şfialı yemiştir.
-Yemiş mi? O ne biçim benzetme!
-Günaha girme. Tefsirlerde öyle yazmışlar...
Dayım demişti ki: Gördüm, hıyar hadiste de var:
-Hasan, bizim yeni damad ne oldu anlamadık
Görünmüyor?
-Karı koyvermiyor. Herif, kılıbık.
-Evinde çan çan eden erkeğinde aklına şaş.
Laf anlamaz kadın kısmı, durma sen uğraş.
-Kim uğraşır a babam, bunca yıllık karım iken,
Adam hesabına koymam bizim hanımı ben.
.......................................................
........................................................
Tavanın saçağı altındaki toprak yuvadan,
Bakıyor bunlara, yan yan, iki çift ince bakış:
"Ya sizin bir yuvanız yok mu?" diyor anlaşılan,
Dişi erkek çalışan yavrulu kırlangıçlar...
[1] Peyke: Duvara yaslı divan, anlamındadır. Şiirin bazı noktalarında çevirdim, fakat bazı yerlerinde kotaramayacağımı anladığımdan bıraktım.
[2] halk ağzında Basma ve ketenden yatak, yorgan yüzü, giysilik kumaş.(Kaynak: TDK) Halkdilinde kullanılan bir kelime olduğu için çevirmedim.
[3] Arapça bir kelime. Hasırdan örülmüş saplı torba(Kaynak : TDK) Dizenin durumuna uygun, tek kelimelik ya da uygun bileşimde bir kelime grubuyla çeviremediğim için bunu da olduğu gibi bıraktım.
[4] Dizenin tam anlamını bu nokta da karşılamayacağımdan korktuğum için, esas kaynaktan yararlanarak, okuyucunun gerçek anlamına varmasını diliyorum. Bu sebeple, " Üzerine mesh edilebilen, kısa konçlu, hafif ve yumuşak bir tür ayakkabı." manasındaki bu kelimeyi çevirmedim.
[5] Şiirde Akif'in istihzasını bozmamak maksadıyla bunu da olduğu gibi bıraktım. Mahya: Ramazanlarda, kandillerde veya bayramlarda çifte minâreli olan camilerde iki minare arasına gerilen ipe asılmak suretiyle ışıklarla yazılan yazı veya yapılan resim. * Dam çatısında iki eğik sathın birleştiği çizgi ve buradaki aralığı kapatmak için kullanılan uzunca, oluk biçiminde kiremit.(Kaynak, Osmanlıca-Türkçe sözlük)
[6] Karo isimli oyunun Rumcası. (Bkz. TDK, Güncel Türkçe Sözlük)
[7] Müteaddi, lâzım, meçhul, mütavaat gibi fiillerin esasını mevzu yapan kitab. (Osmanlıca-Türkçe sözlük)
[8]Hat sanatında yazı çeşitleri
[9] Hatta son bölüm
[10]Hatta son bölüm
[11] Volkan Gazetesini Yayınlayan Dergiş Vahdesi. 31 Mart Vaka'sından dolayı suçlandı. 1909'da asılarak idam edildi.(Ertuğrul Düzdağ'ın notudur)
[12]Eskiden kitap kopya edenlere (ağzıkara) derlerdi. Hattatlar yazdıkları yanlış kelimeleri parmaklarını ağızlarına götürerek yalamak süratiyle yanlışlarını düzelttikleri için ağızları daima kara olurdu. Büyük Türk Sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa hattatların ayaklanması sonucunda şehit edilmiştir (Kaynak : Wikipedia)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder