Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür,
Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür,
Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür,
Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür,
Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür,
Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür,
Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür.
Mahatma Ghandi
30 Nisan 2014 Çarşamba
8 Nisan 2014 Salı
Avukatlık ve Doktorluk Gerçekten Bir Meslek Midir?
Hafızam beni yanıltmıyor ise 2010 yılı idi. Dr. Hakkı Öcal Amerika'dan birkaç günlüğüne gelmiş, kendisini heyecanla bekleyen gençler için de İstanbul'da, Gelişim Platformu'nda bir buluşma tertip etmiş idi.
O buluşmada bilişim dünyasının hemen hemen her kolundan onlarca genç vardı. Sohbet arasında bilişim dünyasının son trendlerine, günlük meselelere dair birbirinden ilginç ve parlak bir sürü fikir serdedildi. Birkaçına kulak kesildim. En ilginci de toplantının gerçekleştiği tarihe yakın bir tarihte kendisinin ya da bir yakınının yaşadığı sağlık problemi ile ilgili bir sağlık kurumuna başvuran birinin söyledikleri idi. Doktorluk mesleğinin artık giderek bir test-analiz yorumundan ibaret hale geldiğini; vicdandan ve izandan yoksun bu mekanize halin çok yakında pek tabii olarak makinelere devredebileceğini söylediğinde, bendeniz, konuşmanın bilim-insan-vicdan üçgeninden hareketle daha da ilginç bir noktaya gideceğini hissederek, daha bir kulak kesildim. Derken Hakkı Öcal, söze daha da ilginç bir yaklaşımla devam etti, "Hiç olmaması gereken iki şey meslek oldu: Doktorluk ve avukatlık." diyerek, tüm ezberlerimi alt üst eden görüşler serdetti. Bu görüşlerin tadı dimağımda kalmış olacak ki, dört yıl sonra yeniden kendisine bir eposta göndererek, olayı kısaca hatırlatarak, bu çok ilginç yaklaşımın ayrıntılarını rica ettim. Kendisinden gelen cevabı, yine müsaadesini alarak aşağıda paylaşıyorum. İnanıyorum ki aşağıdaki görüşler, benim gibi sizin de pek çok şeyi yeniden düşünmenizi sağlayacak :
O buluşmada bilişim dünyasının hemen hemen her kolundan onlarca genç vardı. Sohbet arasında bilişim dünyasının son trendlerine, günlük meselelere dair birbirinden ilginç ve parlak bir sürü fikir serdedildi. Birkaçına kulak kesildim. En ilginci de toplantının gerçekleştiği tarihe yakın bir tarihte kendisinin ya da bir yakınının yaşadığı sağlık problemi ile ilgili bir sağlık kurumuna başvuran birinin söyledikleri idi. Doktorluk mesleğinin artık giderek bir test-analiz yorumundan ibaret hale geldiğini; vicdandan ve izandan yoksun bu mekanize halin çok yakında pek tabii olarak makinelere devredebileceğini söylediğinde, bendeniz, konuşmanın bilim-insan-vicdan üçgeninden hareketle daha da ilginç bir noktaya gideceğini hissederek, daha bir kulak kesildim. Derken Hakkı Öcal, söze daha da ilginç bir yaklaşımla devam etti, "Hiç olmaması gereken iki şey meslek oldu: Doktorluk ve avukatlık." diyerek, tüm ezberlerimi alt üst eden görüşler serdetti. Bu görüşlerin tadı dimağımda kalmış olacak ki, dört yıl sonra yeniden kendisine bir eposta göndererek, olayı kısaca hatırlatarak, bu çok ilginç yaklaşımın ayrıntılarını rica ettim. Kendisinden gelen cevabı, yine müsaadesini alarak aşağıda paylaşıyorum. İnanıyorum ki aşağıdaki görüşler, benim gibi sizin de pek çok şeyi yeniden düşünmenizi sağlayacak :
"Tıp ve hukuk, esasen, bir yandan birey, diğer yandan toplum olarak sağlıklı olmanın iki aracı.. İkisi de bana sorarsan, insanın kendi aklıyla, hayat tecrübesiyle bulabileceği ilimler değil. İkisini de Allah-u Teala'nın bizzat epistemolojiyi Hz. Adem’e (as) “şeylerin” isimlerini öğrettiği gibi, bizzat öğrettiği ilimlerden olduğuna dair çok ayet ve hadis var.. (Bakara 2 : 31, benim notum)
Bakarsan, insanoğlu bu iki “meslek”i hep sanat (en fazla sanatın icrası için gerekli masrafın tahsil edilmesi sebebiyle) zanaat olarak icra ede gelmiş.
Ne kadim Yunan’da, ne kadim Arap’da ve Hind’de doktorlar ve hukukçular bu işi para karşılığı yapmışlardır.
Benim naçiz teorim odur ki; ne zaman Müslümanlar öğretmenlik, hekimlik ve kadılık için maaş almaya başlamışlardır, o zamandan sonra toplumun çivisi çıkmaya başlamıştır.
Neden?
Şundan ki, insanoğlu bir işe karşılık para aldığı zaman ya mal, ya da hizmet satıyor demektir. Bir şeyi sen satarsan, başka biri de alır. Ve daima alıcı, yani parayı veren düdüğü çalar ve malın ya da hizmetin istediği gibi şekillendirilmesini isteme hakkını kendinde görür.
Öğretmene “Şunu öğret, buna öğretme.. Şuna öğret, buna öğretme..” diyebilirsin. Hekime “Şunu tedavi et; bunu etme.. Şu hastalığa çare bul, şuna bulma” dersin. Kadıya “Şu konuda şöyle karar ver” den tut, “Şunun lehine karar ver..” -e kadar, nice emirler verirsin ki, bunların bir kısmı “kanun” adı altında meşru olur; bir kısmı ahlak adı altında toplumsal olur; bir kısmı rüşvet adı altında ferdi olur.
İlk duyuşta insana ters gelir bu sanatların, ilimlerin para karşılığı yapılmasına itiraz.. Ama inşâAllah daha uzun anlatabilirsem, en azından ideal seviyesinde, anlamlı bir şey söylediğime seni de ikna edebilirim.
Selam ve sevgiyle..
Dr. Hakkı Öcal"
Dr. Hakkı Öcal"
4 Nisan 2014 Cuma
Din'e Dair*
Bilge kişi ölmeden hemen önce halkını geniş bir meydanda toplar. Gerçekleri son bir kez hepsinin huzurunda dile getirir. Halkla arasında nefis bir diyalog kurulur.
Halktan biri öne çıkarak “bize” der “sevgiden söz et”
Bilge anlatır, anlatır, anlatır…
Bir diğeri “bize aşktan, evlilikten söz et” der, anlatır…
Bunu “alışveriş hakkında ne dersin?” diyen biri izler, anlatır…
“Çocuklardan bahset” derler, anlatır…
“Eğitimden bahset” derler, anlatır…
“Çiftçilikten bahset” derler, anlatır…
“Alınterinden, emekten ve adaletten” bahset derler, anlatır…
Ve daha günlük hayatın türlü sorunlarından söz etmesi istenir. Bilge hepsi hakkında hikmetli sözler söyler, anlatır, anlatır, anlatır…
Konuşmasının sonuna doğru birisi “Bize ‘din’den bahset" deyince Bilge şöyle cevap verir;
“Bahsettim ya, dinlemedin mi?”
Ve devam eder: “Siz zamanınızı, bunlar Allah’ın saatleridir, bunlar bizim saatlerimizdir diye ayırabilir misiniz? Öyleyse din, yaşadığımız hayat ve tüm davranışlarımızdır. Her an Allah huzurunda olduğunun bilincinde, öylesine titiz, doğruyu gözeterek temiz bir hayat yaşamaktan daha güzel bir din olur mu?”
* Halil Cibran'ın Ermiş isimli kitabından alıntıdır.
Halktan biri öne çıkarak “bize” der “sevgiden söz et”
Bilge anlatır, anlatır, anlatır…
Bir diğeri “bize aşktan, evlilikten söz et” der, anlatır…
Bunu “alışveriş hakkında ne dersin?” diyen biri izler, anlatır…
“Çocuklardan bahset” derler, anlatır…
“Eğitimden bahset” derler, anlatır…
“Çiftçilikten bahset” derler, anlatır…
“Alınterinden, emekten ve adaletten” bahset derler, anlatır…
Ve daha günlük hayatın türlü sorunlarından söz etmesi istenir. Bilge hepsi hakkında hikmetli sözler söyler, anlatır, anlatır, anlatır…
Konuşmasının sonuna doğru birisi “Bize ‘din’den bahset" deyince Bilge şöyle cevap verir;
“Bahsettim ya, dinlemedin mi?”
Ve devam eder: “Siz zamanınızı, bunlar Allah’ın saatleridir, bunlar bizim saatlerimizdir diye ayırabilir misiniz? Öyleyse din, yaşadığımız hayat ve tüm davranışlarımızdır. Her an Allah huzurunda olduğunun bilincinde, öylesine titiz, doğruyu gözeterek temiz bir hayat yaşamaktan daha güzel bir din olur mu?”
* Halil Cibran'ın Ermiş isimli kitabından alıntıdır.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
