O buluşmada bilişim dünyasının hemen hemen her kolundan onlarca genç vardı. Sohbet arasında bilişim dünyasının son trendlerine, günlük meselelere dair birbirinden ilginç ve parlak bir sürü fikir serdedildi. Birkaçına kulak kesildim. En ilginci de toplantının gerçekleştiği tarihe yakın bir tarihte kendisinin ya da bir yakınının yaşadığı sağlık problemi ile ilgili bir sağlık kurumuna başvuran birinin söyledikleri idi. Doktorluk mesleğinin artık giderek bir test-analiz yorumundan ibaret hale geldiğini; vicdandan ve izandan yoksun bu mekanize halin çok yakında pek tabii olarak makinelere devredebileceğini söylediğinde, bendeniz, konuşmanın bilim-insan-vicdan üçgeninden hareketle daha da ilginç bir noktaya gideceğini hissederek, daha bir kulak kesildim. Derken Hakkı Öcal, söze daha da ilginç bir yaklaşımla devam etti, "Hiç olmaması gereken iki şey meslek oldu: Doktorluk ve avukatlık." diyerek, tüm ezberlerimi alt üst eden görüşler serdetti. Bu görüşlerin tadı dimağımda kalmış olacak ki, dört yıl sonra yeniden kendisine bir eposta göndererek, olayı kısaca hatırlatarak, bu çok ilginç yaklaşımın ayrıntılarını rica ettim. Kendisinden gelen cevabı, yine müsaadesini alarak aşağıda paylaşıyorum. İnanıyorum ki aşağıdaki görüşler, benim gibi sizin de pek çok şeyi yeniden düşünmenizi sağlayacak :
"Tıp ve hukuk, esasen, bir yandan birey, diğer yandan toplum olarak sağlıklı olmanın iki aracı.. İkisi de bana sorarsan, insanın kendi aklıyla, hayat tecrübesiyle bulabileceği ilimler değil. İkisini de Allah-u Teala'nın bizzat epistemolojiyi Hz. Adem’e (as) “şeylerin” isimlerini öğrettiği gibi, bizzat öğrettiği ilimlerden olduğuna dair çok ayet ve hadis var.. (Bakara 2 : 31, benim notum)
Bakarsan, insanoğlu bu iki “meslek”i hep sanat (en fazla sanatın icrası için gerekli masrafın tahsil edilmesi sebebiyle) zanaat olarak icra ede gelmiş.
Ne kadim Yunan’da, ne kadim Arap’da ve Hind’de doktorlar ve hukukçular bu işi para karşılığı yapmışlardır.
Benim naçiz teorim odur ki; ne zaman Müslümanlar öğretmenlik, hekimlik ve kadılık için maaş almaya başlamışlardır, o zamandan sonra toplumun çivisi çıkmaya başlamıştır.
Neden?
Şundan ki, insanoğlu bir işe karşılık para aldığı zaman ya mal, ya da hizmet satıyor demektir. Bir şeyi sen satarsan, başka biri de alır. Ve daima alıcı, yani parayı veren düdüğü çalar ve malın ya da hizmetin istediği gibi şekillendirilmesini isteme hakkını kendinde görür.
Öğretmene “Şunu öğret, buna öğretme.. Şuna öğret, buna öğretme..” diyebilirsin. Hekime “Şunu tedavi et; bunu etme.. Şu hastalığa çare bul, şuna bulma” dersin. Kadıya “Şu konuda şöyle karar ver” den tut, “Şunun lehine karar ver..” -e kadar, nice emirler verirsin ki, bunların bir kısmı “kanun” adı altında meşru olur; bir kısmı ahlak adı altında toplumsal olur; bir kısmı rüşvet adı altında ferdi olur.
İlk duyuşta insana ters gelir bu sanatların, ilimlerin para karşılığı yapılmasına itiraz.. Ama inşâAllah daha uzun anlatabilirsem, en azından ideal seviyesinde, anlamlı bir şey söylediğime seni de ikna edebilirim.
Selam ve sevgiyle..
Dr. Hakkı Öcal"
Dr. Hakkı Öcal"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder