30 Ekim 2012 Salı

A'mâk-ı Hayal - Hayalin Derinliklerinde Yolculuk



Sufilik merakımızın başladığı 2007 yılında, bir dostumuz , A'mâk-ı Hayal ismindeki bu leziz, alegorik eseri elimize tutuşturmuş, çok geçmeden, bir iki gün sonra, bir çay fasılasında, birlikte sohbetini etmiş idik.
Köprünün altından çok sular aktı. PDF formatındaki halini nette bulunca derhal Kindle cihazıma yükledim ve Kurban Bayramı'ndaki vakitlerimizden birinde yeniden, başka bir zevk ve idrak ile yeniden okuduk. Şüphesiz feyzimiz ilk okumadan çok çok farklı oldu.

Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi 'nin kaleme aldığı bu eserde, modern dünyanın tüm imkanlarına sahip fakat iç dünyasında türlü buhranlara gark olmuş bir kişi olan Raci'nin, Aynalı Baba ismindeki bir kamil insan ile tanışıp; kamil nazarı, sohbet ve meşkin tüm esrarlarıyla yuvarlandığı hayellerden, kemale erişini masalsı ve alegorik bir tadda okuyorsunuz. Budha ile başlayan yolculuk, Zerdüştlüğün imge dünyasına, oradan fabl tarzındaki hikmetli hikayecikler ile, Aynalı Baba'nın notlarına kadar uzanıyor. Bu enfes kitap üzerine ne söylesek, beyhude! Kitaptan almış olduğumuz birkaç notu dikkatlerinize sunarak; şiddetli tavsiyemiz ile yazımızı burada nihayete erdiriyoruz. Aşk ile, hu!

NOTLAR

==========

  • Mevsimlik elbise giymeye benzeyen bu çeşit dindarlığa ben her zaman hayret ederdim.

==========

  • Sürerlik ve kalıcılık olmadıktan sonra, eşi ve benzeri bulunmayan bir güzellik ne işe yarar.

==========

  • Akıl yoluyla hakkı bulmak mümkündür. Fakat bilmek, anlamak mümkün mü? Ne konuşalım? Harfleri bir araya getirerek hikmet bilinebilir mi?

==========

  • O gece bizim tarafın casusları ertesi gün, bugüne kadar hiç yenilmemiş bir savaşçının meydana çıkacağını haber verdi. Herkes telâş içindeydi. Rehberimle beraber casuslardan birinin çadırına gittik. Casusla uzun uzadıya sohbet ettik. Ertesi gün meydana çı- kacak Ehrimen taraftan savaşçının adının "Nifak" olduğunu öğ- rendik. İşin garip tarafı Nifak denen bu şeytan kıyamete kadar yaşamaya mahkummuş. Onu öldürmek mümkün değilmiş. Herkeste görülen telâşın sebebi buymuş. Ben de son derece meraklandım. Sabaha kadar rüyamda garip çarpışmalar gördüm.

==========

  • Ertesi sabah kös ve dümbelekler çalınmaya başlayınca Nifak meydana çıktı. Heybetli bir görünüşü vardı. Baştan ayağa çelik zırhlara bürünmüş, iri bir ata binmişti. Meydanda atını oynatarak: -Kendine güvenen bir yiğit yok mu? Ben öyle bir savaşçıyım ki, keskin kılıcım, zırhlara bürünmüş nice kafaları koparmıştır. Ben öyle bir yiğidim ki, sivri okum nice göğüsleri delmiştir. Var mı benim karşıma çıkacak? Canından bezmiş, dünyasına küsmüş kim varsa çıksın ortaya!., diye meydan okudu. Nifak'ın eline düşenin naneyi yiyeceğini herkes biliyordu. Buna rağmen, Hürmüz'e sadık bir savaşçı ortaya çıktı. Bir saniye sonra yere serildi. Daha sonra otuz kişi sırayla ortaya çıktı. Otuzu da öldürüldü. Nifak üç gün meydanda kaldı. Bu üç günün herbirinde otuz-kırk kişiyi öldürerek büyük bir zafer kazandı. Dördüncü gece bizim tarafta büyük hazırlıklar görülüyordu. Herkesin yüzündeki hüzün gitmiş, yerine ümit ışığı gelmişti. Rehberime bunun sebebini sordum. Bana: -Yarın Hürmüz'ün en gözde kullarından ve en çok sevdiklerinden biri olan Muhabbet adlı yiğit çıkacak meydana. Bu lânetli Nifak'a ondan başkasının galip gelemeyeceği anlaşıldı. Bu gece Hürmüz'ün vezirlerinden biri olan Salah gelip bir konuşma yapacak, dedi. Gece yarısı Salah denilen yaşlı zat geldi. Hak ve hakikat için herkesi canını feda etmeye çağırdı. Sonunda dokunaklı bir dua okudu. Ertesi sabah Nifak adlı şeytan ortaya çıktı. Sinsi sinsi gülerek: -Bugün canından bezmiş kimse yok mu? Meydan niçin boş? Kendini yiğit zannedenler nerede? diye bağırdı. Hürmüz taraftarlarının tekbirleri arasında Muhabbet meydana çıktı. Nifak adlı şeytan Muhabbet adlı yiğidi görünce, gözleri öfkeden kan çanağına döndü. -Üç gündür seni bekliyorum. Nihayet gelebildin. Gebermeye hazır ol! dedi. Muhabbet etkileyici bir nâra attı.

==========

  • -Beni bilen bilir. Bilmeyen öğrensin ki ben Muhabbet yiğidim. Arslan gibi pençelerim yürekleri parça parça eder, iri pazularım kafaları kopanr. Ey Nifak! Sen de gayet iyi bilirsin ki ben ne zaman meydana çıksam seni tepelerim. Yeter artık ettiklerin. Gebermeye hazır ol! dedi. Nifak: -Doğru, daha önce beni yendin. Fakat bu sefer senin canını okuyacağım, dedi. Muhabbet ise: -Bunu aklından bile geçirme. Muhabbet her zaman Nifak'a galip gelecektir, diye karşılık verdi.

==========

  • Bu kez meydana çıkan Ehrimenli, çok uzun boylu, çok heybetli, dev gibi birisiydi. San bir deveye binmişti. Elinde insan kafası büyüklüğünde bir gürz vardı. Meydanda bir tur attı. -Ey Hürmüz Taraftarları! Hanginiz karşıma çıkacak? Bana Gazap Pehlivan derler. Şimdiye kadar, karşıma çıkıp da canlı kalan çok azdır, dedi. O gün karşısına Muhabbet çıktı. Kahramanca savaştı. Fakat üçüncü gün, ikindi vaktinde Gazap Pehlivan bir gürz darbesiyle onu yere serdi. Henüz ölmemişken, dişleriyle vücudunu paramparça etti. Kalbini çıkarıp Ehrimen'in önüne attı.

==========

  • Hürmüz'ün veziri Salah yanımıza geldi. Gazap'ı ancak Hikmet Pehlivan'ın öldürebileceğini söyledi. Hürmüz'ün, ertesi gün, onun meydana çıkmasını emrettiğini dile getirdi. Bayramın bitmesine iki gün kalmıştı. Hikmet Pehlivan'ın galip gelmesi için dua etmemiz istendi. Çadırımıza döndüğümüzde rehberim gayet ciddî bir tavırla: -Hikmet Pehlivan'ın kim olduğunu biliyor musun? dedi. -Hayır. -O sensin. Bu gece, uyku zamanı değildir.

==========

  • -Hikmet, Gazap'ı hileyle öldürdü,     [Hikmet isimli yiğit, Gazap isimli pehlivanı hile ile öldürdü. Hikayenin bu kısmında, Fakir'in yadına, "Sabır, hilesiz olanın hilesidir.", Hadis-i Şerifi düştü, paylaşmak diledim. ]

==========

  • Öğle üzeri karşıma peçeli bir pehlivan çıktı. Beyaz bir file binmiş olan bu pehlivanın ortaya çıkmasıyla Ehrimen'in yüzünde hınzırca bir gülümseme belirdi. Hürmüz buna son derece üzüldü. Meçhul periye seslenerek: -Efendim! Amacın nuru yok etmek mi? Merhamet!.. Merhamet!.. Merhamet! dedi. Meçhul Peri: -Bu, Ehrimen'in hakkıdır. Ne yapalım. İstediğini çıkarır, cevabını verdi. Ehrimen gülüyordu. Hürmüz üzüntüyle boynunu büktü. -Emir senindir, dedi. Yenileceğime işaret eden bu konuşmayı herkes gibi ben de duyuyordum. File binmiş olan pehlivan mağrur bir şekilde meydanı dolaştı. Gök gürültüsünü andıran bir nâra attı. -Ey benim gücümü inkâr eden gafiller! İyi bilin ki ben pehlivanlar pehlivanı, yiğitler yiğidi Nefs-i Emmare'yim. Şimdiye kadar yenemediğim hiç kimse olmadı. Beşbin değişik şekle girerim ben. Bin türlü silâhım vardır. (Bana dönerek) Ey miskin Hikmet! Gel kendi rızanla teslim ol! Seni hizmetçi olarak kullanayım. Sen aptal ve aciz bir mahlûksun. Benim gözümde bir sinek kadar değerin yok. Fakat nedense seni severim. Çünkü senin bana hizmetin dokundu. Haydi, teslim ol da kurtul! dedi.

==========

  • -Ey Hikmet! Bendeki şu silâhlara bak. Rehberinin sana öğrettiği alçakgönüllülük, ilim, kanaat, ihtiyat, ağırbaşlılık, sabır ve hile numaralarını başkaları gibi yutmam ben. Onların herbirine karşı kin, hiddet, düşmanlık, nefret, şehvet gibi bir sürü numara var bende. Gel, kendine yazık etme! dedi (Nefs-i Emmare). Yine yanaşmadım.

==========

  • -Azizim! İnsanlar mantığı, kendi söyledikleri doğru görünsün diye icat etmişlerdir. Şimdi sana desem ki, "falan memleketin kralının bir oğlu dünyaya geldi. O millet şenlik yapıyor." Bu duruma hiç şaşırmaz, belki de bunu son derece normal bulursun. Fakat bir düşün! Birinci olarak, bu çocuğun yaşayıp yaşamayacağı meçhul; ikinci olarak, iyi birisi olup olmayacağı meçhul; üçüncü olarak, insan olduğu için iyiye değil de kötüye meyletmesi ihtimal dahilinde; dördüncü olarak, kral çocuğu olduğu için kibirli, zalim, bencil, hatta cahil olması bile olası. Bu özelliklere sahip olma ihtimali yüksek bir çocuk için şenlik yapılmasını normal karşılarken, Zararsız'ın dünyaya gelişine, iki kişinin sevinmesini niçin garipsiyorsun?

==========

  • Yoklukla varlığın birtek şey olduğunu kim ispat edebilir? Bunu söylemek bile bir deliliktir. Hâl böyleyken, bunu kim ispat edebilir?  -Kim mi?  dedi Aynalı Baba. Bilmekle bilmemeyi bir tutan deliler.

==========

  • İlmî gerçeklere kimsenin birşey demeye hakkı yoktur. Yalnız bir hakikatin varlığı, diğer bir hakikatin varlığına engel olamaz.

==========

20 Ekim 2012 Cumartesi

Şeriat - Niyazı-i Mısri

Serây‐i din esâsıdır şerîat
Tarîk‐i Hak hedâsıdır şerîat

Budur evvel kapu dergâh‐ı Hakk’a
Ki yolun ibtidâsıdır şerîat

Dahi bununla hatm olur bu yollar
Bu râhın intihâsıdır şerîat

Sırat‐ı müstakîm’e davet eden
Münâdîler nidâsıdır şerîat.

Şeriat enbiyânın sünnetidir,
Kamûnun ihtidâsıdır şerîat.

Hüdâ’nın leyle‐i Mi’râc içinde,
Habîbine atâsıdır şerîat.

Yirmiüç yıla dek Cebrâîlin
Ana vahy‐i Hüdâ’sıdır şerîat.

Cihânda çoktur envâ‐i ulûmun
Kamûsunun hümasıdır şerîat

Bu nefs‐i kâfiri katletmek için
Hakk’ın hükm‐i kazâsıdır şerîat.

Cihâd‐ı ekber eden ehl‐i diller,
Kulûbunun safâsıdır şerîat.

Tarîkat kârbânının önünce,
Delil‐ü muktedâsıdır şerîat.

Hakîkat gerçi Sultanlıktır ammâ,
Önünde anın livâsıdır şerîat.

Şerîattan velî yâd olmaz asla,
Velînin âşinâsıdır şerîat.

Şerîatle durur arz‐u semâvat
Bu bünyânın binâsıdır şerîat.

Ne bilsün şer’i pâki ehl‐i ilhad
Ol a’dânın a’dâsıdır şerîat.

Hemen anlar da aklınca sanır kim
Nizam için olasıdır şerîat.

Sakın cânâ sakın anlara uyup
Deme sen de n’olasıdır şerîat.

Şerîatsız hakîkat oldu ilhad
Hakîkat nûr ziyâsıdır şerîat.

Ziyâ olmaz ise nûru da yok bil
Hakîkatla kıyasıdır şerîat.

Cihâna bir velî hiç gelmez illâ,
Elinde anın âsâsıdır şerîat.

Dahî başında tâcı, şâl‐u kisve
Hem eğninde abâsıdır şerîat.

Hakîkat cânıdır ancak velînin,
Canından mâadasıdır şerîat.

Çıkıcak can beden öldüğü gibi
Çıkıcak sır kalasıdır şerîat.

Karâr etmez beden olmayıcak can
Hakîkatın bekâsıdır şerîat.

Hakîkat dilber‐i ra’nâ gibidir
Anın zerrîn libâsıdır şerîat.

Sakın soyma anı na‐mahrem içre
Yüzün suyu hayâsıdır şerîat.

Hakîkat arş‐ı âlâdır muhakkak
O arşın üstüvâsıdır şerîat.

Cem‐i Enbiyâ vü Evliyânın
Niyâzî rehnümâsıdır şerîat.


Din sarayının temelidir şerîat
Hakk yolunu hediyesidir şerîat

Hakk dergâhına birinci kapı budur
Yolun başlangıcıdır şerîat

Bu yollar bununla son bulur
Bu yolun sonudur şerîat

Doğru yola davet eden
Çağıranların nidâsıdır şerîat.

Şeriat nebilerin sünnetidir,
Hepsinin hidayetidir şerîat.

Hüdâ’nın Mi’râc gecesin içinde,
Habîbine ihsanıdır şerîat.

Yirmiüç yıla yakın Cebrâîlin
Ona Hüdâ vahyidir şerîat.

Cihânda çoktur ilmin sınıfları
Hepsinin saadetidir şerîat

Bu kâfir nefsi öldürmek için
Hakk’ın hükm‐ü kazâsıdır şerîat.

Büyük cihâd eden gönül ehilleri,
Kalplerin safâsıdır şerîat.

Tarîkat kervanının önünce,
Uyulacak delililidir şerîat.

Hakîkat gerçi Sultanlıktır ammâ,
Onun önünde sancağıdır şerîat.

Şerîattan velî ayrı olmaz asla,
Velînin âşinâsıdır şerîat.

Şerîatle durur yer ve gökler
Bu esas binâsıdır şerîat.

Temiz İslamı ne bilisin dinsizler
Ol düşmanın düşmanı şerîat.

Hemen onlar da aklınca sanır kim
Düzen için gereklidir şerîat.

Ey sevgili! Sakın sakın anlara uyup
Sen de gereksizdir deme şerîat.

Şerîatsız hakîkat oldu dinsizlik
Hakîkat nûrun ışığıdır şerîat.

Işık olmaz ise nuru da yok bil
Hakîkatla kıyasıdır şerîat.

Bir velî cihâna hiç gelmez ancak,
Elinde onun âsâsıdır şerîat.

Dahî başında tâc, şâl ve kisve
Hem omuzunda abâsıdır şerîat.

Hakîkat cânıdır ancak velînin,
Canından daha ilerisidir şerîat.

Beden öldüğü gibi çıkıcak can
Çıkıcak sırrın kalesidir şerîat.

Beden olmayacak can Karâr etmez
Hakîkatin bekâsıdır şerîat.

Hakîkat güzel sevgili gibidir
Onun altından elbisesidir şerîat.

Mahrem olmayan içinde sakın soyma onu 
Yüzün suyu ve hayâsıdır şerîat.

Muhakkak Hakîkat arş‐ı âlâdır
O arşın direkleridir şerîat.

Bütün nebilerin ve Evliyânın
Niyâzî kılavuzu şerîat.

Vezin: Mefâ’îlün Me’fâîlün Fe’ûlün

Bu şiir tercümesi, İsmail Hakkı  Altuntaş'ın  Niyâzî‐i Mısrî kaddese’llâhü sırrahu’l azîz  Divân‐ı İlahiyyat ve Açıklaması isimli kitabından iktibas edilmiştir.  

17 Ekim 2012 Çarşamba

Sohbet Geleneğimiz - Sohbette İnsibağ Vardır.

Allah'ın selamı üzerinize olsun!

Vallahi ne zamandır, sohbet ve sohbet geleneğimiz üzerine bir yazı kaleme almak ve nazarları celb etmek niyetinde idim, bugün, elhamdülillah şöyle bir videoya denk geldik ve derhal paylaşmak istedim:

Sohbette;

  • insibağ vardır, yani boyama, boyaşma, karşısındakini etkileme, onun da senin boyanla boyanması.
  • incizab vardır, yani cezbe, çekim, kalbin kalbi çekmesi, ısınması, cuş'a gelmesi.
  • inikas vardır, modern insanın interaktivite dediği karşılıklı etkileşim, aksetme, aksettirme, etkileme.




12 Ekim 2012 Cuma

"Gönül Cerrahı Nureddin Cerrahi ve Cerrahiler" ve Derviş Zarafeti

Yaklaşık bir ay önce, Kitap Elinizde firmasının kampanyasını işitip, muhterem Ömer Tuğrul İnançer' in kitap setini almayı murad ettik.

Kitapları satın aldığımız site, bizimle epey ilgilendi. Hatta o kadar ki kampanyalı setin içerisinde olan Gönül Sohbetleri kitabının yeni baskısı, birkaç gün uzadı diye, bibedel ikinci bir paket hazırlayarak Gönül Sohbetleri isimli kitabı ayrıca gönderdiler.
Kitapelinizde.com yetkililerinden Semih Bey, telefonla arayarak özür kabilinde, zaten almayı çok murad ettiğim çok sevgili Çetin Amca'dan işittiğim bir kitabı da "Gönül Cerrahı Nureddin Cerrahi ve Cerrahiler" kitabını da hediye olarak yolluyor idi. "Aman!" dedim, başka bir şey dileseymişim ya!
Tuğrul Hoca'nın Gönül Sohbetleri kitabıyla birlikte Mustafa Özdamar'ın "Gönül Cerrahı Nureddin Cerrahi ve Cerrahiler" kitabı da fakire ulaştı. Bir solukta okuduk kitabı,  hatta kitabın sonlarına doğru yatılı ziyarette olduğumuz ve yanımızda başka bir kitap olmadığı için son bölümü bir gece daha beklettik ki, bitmesin, o zevk ile bir gün daha zevkidar olalım!

Kitap, Cerrahi Tarikatı, 20. postnişini Safer Dal Efendi'nin yardımlarıyla vucuda gelmiş. Kitabın en önemli payandası tarikatın 18. postnişini İbrahim Fahrettin Efendi tarafından kaleme alınan ve Envar-ı  Hazret-i Pir Nureddin* isimli beş büyük defter   864 sayfadan müteşekkil elyazması sayfalık eser.

Kitapta müthiş hikmetler, Cerrahi silsilesinin hal tercümeleri (özgeçmişleri), sohbetleri ve yaşamlarından kesitler sunuyor.

Kitaptan küçük bir bölüm aktararak, yazıyı nihayete erdirmek ve huzurlarınızda Kitapelinizde.com 'un sahibi Semih Bey'e böylesi bir hediye ile gönüllerimizi cuş'a getirdiği için teşekkür etmek istiyorum.

Derviş Zarafeti

"27 Mart 1995 Pazartesi meşkinden önce, Sertarik odasında, lokma faslında, yemekten sonra şöyle bir şey anlattı Sefer Efendi:
  -Vaktiyle İstanbul'da, artık hangi devirdeyse, Padişahla Sadrazam arasında: Mollalar mı daha mükemmeldir; dervişler mi? diye bir muhasebe-konuşma, yârenlik geçmiş.
    Sadrazam : Mollalar!... demiş, Molla Efendiler daha mükemmel olsalar gerekdir!.. deyince, Padişah; Eh! demiş, pekala!.. Onu öğrenmek zor değil!..
    Sadrazam: Nasıl olacak bu?
    Padişah : Kolay!.. demiş, bu hafta filan gün İstanbul'un bütün kalburüstü mollalarını saraya davet edin, akşam yemeğine!.. Yemekte alırız bunun cevabını!..
    İrade tebliğ edilmiş, akşam bütün mollalar sarayda toplanmış. Padişahla Vezir de -Sadrazam- tebdil-i kıyafetle ulemanın arasına karışarak ve hepsini de ikisi birlikte küme küme dolaşarak: Hoş geldiniz, safalar getirdiniz!.. Efendim, Mollalar hazeratı olarak, aranızda en ulunuz, en aliminiz, en önde geleniniz kimdir? diye sual etmişler:
                - Hem anket yapıyorlar, hem de olgunluklarını tartıyorlar?
                - Evet!
                - Ne demişler efendim?
                - Kime ve hangi kümeye uğradılarsa, hepsi de : Tanıyamadın mı? İşte karşında duruyor ya!... Sualinin cevabı, kendisine sual tevcih ettiğin zat-ı şerihin ta kendisi!.. Yani, ben! der gibi bir tavır sergilemişler.
                   Hiç birisi de: Filandır! diyememiş, herkes, hepsi kendisine yontmuş.
       Bu yoklama işlemi bittikten sonra, Padişah Vezir'e: Hani, demiş kemali nerde mollaların? Hepsi kendi beniyle memlu!.. Diğergamlık olgunluğu görmedim hiç birisinde ben! ama dur!.. Bitmedi!.. Dahası var!.. Bir sınavdan daha geçsinler, görelim bakalım ne yapacaklar!..
                   Karşılaşma faslından sonra sofraya buyur edilmişler. Sofraya da küme küme oturtulmuş mollalar yine. Kümelerin ortasında büyük büyük geniş Sultani Saray sinileri... Her sininin ortasında büyük semek lengeri. Herkese aynı kaptan yedirmek ve nasıl yiyeceklerini ölçmek için de uzun uzun, birer metrelik kaşıklar vermişler mahsustan. Bakalım ne yapacaklar ve nasıl lokmalanacaklar, diye.
                  Keşmekeş olmuş ortalık tabii. Doğru dürüst yemek yiyemedikleri gibi, birbirlerinin üstünü başını da batırmışlar, homurdanarak çıkmışlar: Bu ne biçim ziyafet böyle? Hem aç kaldık, hem rezil olduk!.. olmaz olsun böyle davet! diyerek çıkmışlar.
                 Ertesi hafta, aynı davet, aynı ziyafet dervişler için de tekrarlanmış. Padişah ve Vezir yne tebdil-i kıyafetle, küme küme bütün dervişlere: İçinizde hanginiz daha ileride? Hanginiz daha yücelerde seyran ediyor_? diye sormuşlar. Hepsi de, ya yanındakini ya karşısındakini göstermiş!.. O onu, o onu, o onu, hepsi birbirini göstererek tam bir tevhid hali, vahdet sergilemişler.
               Sonra sofraya oturmuşlar, aynı zarafet, aynı diğergamlık orada da devam etmiş.
               Sofralar büyük, kaplar tek ve kaşıklar uzun ya!.. Tarikat terbiyesi içinde edindikleri zarafetle, hepsi birbirini kollayarak, herkes kendi kaşığıyla karşısındakine lokma vermiş... O ona, o ona, o ona!.. Tamam!.. Ondan sonra da, bir de sofra virdi, sofra ilahisi:

 Haktan gelen nimeti,
Yedik Elhamdülillah!
Zıllullahtan şerbeti,
İçtik Elhamdülillah!

Hak nimetin bol ede,
Doysun hem bay, hem gedâ,
Herkese versin Hüdâ,
Doyduk Elhamdülillah!

Padişahım çok yaşa!
Kaybetti vezir paşa!
Sırdan gelen nidayı,
Aldık Elhamdülillah!

demişler, bitirmişler. Padişah da, vezir de erimişler tabii.
      Bu da böyle bir hikayedir işte, efsane!
      - Cenab-ı Hak hiç kimseyi nefsane etmesin efendim! Yoksa bu efsanedeki nefsanelik canına okuyor insanın.
      -Âa-miiin!.. Öyledir, Allah muhafaza buyursun."
 (Gönül Cerrahı Nureddin Cerrahi ve Cerrahiler, Mustafa Özdamar, s:203,Kırkkandil Yayınevi)



* Pir Nureddin Cerrahi Hazretleri : (1678-1720)  Cerrahi tarikatının piri. Mısır kadılığına tayin olduğu esnada, Kadim Köstendil Müstüfü Şeyh Ali Alaaddin Ramazani El-Halveti Hazretlerine intisab eder, ve yirmibeş yaşında şeyhinden, "Git kendi devranını uyandır!" emri ile hilafetini alıp Karagümrük'teki Canfeda Hatun Camii'nde dergahının temellerini atar. Rabbim himmet ve şefaatlerine nail eylesin!.Amin!






  











6 Ekim 2012 Cumartesi

OKUDER ve Kur'an'dan ilham alarak İslam'ı asrın idrakine söyletmek.

Bu yıl mübarek Ramazan ayı her yönü ile muhteşem geçti. Bu fevkaladeliklere, Ramazan şenlikleri esnasında bir hayır kurumunun standında tesadüf ettiğim ve zevkle okuduğum Kuran Okumaları ve Araştırmaları Derneği (OKUDER) 'nin neşretmiş olduğu 2012 Ramazan Güncesi de dahil..

Çalışmaya şöyle bir göz attıktan sonra, ertesi gün ilk işim, dernek ile irtibat kurup, öncelikle hangi Kur'an mealinden istifade ettiklerini sormak oldu.. Tahmin ettiğim gibi, istifade edilen meal Muhammed Esed'in meali idi.
Ben  elbette ben bu noktada durmayacak ve derneğin yayınlarına nasıl ulaşabileceğim sorusunu soracaktım, sordum da.    Yazışmaları yaptığım dernek yetkilisi bir hayli ilgili davranarak derneğin diğer yayınlarını adresime kadar gönderme zahmetinde bulundular. Üstelik kargo firmasının azizliği sebebiyle,  kargo merkezine kadar ikinci kez giderek, zahmet üstüne zahmete girerek.
...
"Anlam Arayışı / Namaz Sure ve Dualarından Bize Yansıyanlar" isimli kitapçığı, daha yoldayken bir solukta okudum. "Fatiha Suresi'nden  bize yansıyanlar" bölümünde gözlerim doldu, ağlamaklı oldum. Ve hemen blogumun sağ üst köşesine iliştirdim.


Her an
Allah'ın sevgi ve merhametiyle kuşatıldığım inancıyla...
Övgülerin en güzeli ;
sevgiyle var eden ,
merhametiyle yargılayacak olan Allah'a yaraşır.

Allah'ım!
Bütün inananlarla birlikte ben,
başkalarının değil,
yalnız senin kulun olurum,
bir de başkalarından değil
yalnız senden yardım beklerim.


İlahi mesajın doğru bilgisinden ayrı düşen ve
bilgisini yaşama dönüştürmeyenler gibi değil,
o mesajdan erdemli bir hayat çıkarabilen
değerli insanlar gibi
beni
her konuda en doğruya yöneltmeni dilerim.
(Amin)



Bu eser, hazırlayanların da kitapta ifade ettiği üzere, bir Kur'an meali ya da bir tefsir çalışması değil. "belki tefsir ve meallerin harmanlanıp yaşayan dil ve anlayış da dikkate alınarak yorumlandığı -anlamı anlamdırma- çabası olarak değerlendirilebilir." (age, Önsöz)

Derneğin logosu da pek hoş. Hira Dağı'nın bir silueti ve Kur'an-ı Kerim'in inzal olmaya başladığı mağara bir ışık ile imlenmiş.

Dernek yetkililerine alaka buyurdukları için sonsuz teşekkürlerimi bir kez de buradan sunmak isterim.

Çalışmanın önsözünde yer alan son paragraf ile bitirmek yerinde olacak:

"Bu sunu; geleneksel dini birikimimiz olan kitaplarda yaşayan devasa bilgilerin çoğu zaman yaşamayan dil ve anlayışta kalması nedeniyle onlara yaklaşamayanlara uzanan bir el olmak istediği kadar, anlam arayışı içinde olanlara da farklı bir tat olma arzusundadır." (age, Önsöz)




* age : Adı geçen eser