12 Ekim 2012 Cuma

"Gönül Cerrahı Nureddin Cerrahi ve Cerrahiler" ve Derviş Zarafeti

Yaklaşık bir ay önce, Kitap Elinizde firmasının kampanyasını işitip, muhterem Ömer Tuğrul İnançer' in kitap setini almayı murad ettik.

Kitapları satın aldığımız site, bizimle epey ilgilendi. Hatta o kadar ki kampanyalı setin içerisinde olan Gönül Sohbetleri kitabının yeni baskısı, birkaç gün uzadı diye, bibedel ikinci bir paket hazırlayarak Gönül Sohbetleri isimli kitabı ayrıca gönderdiler.
Kitapelinizde.com yetkililerinden Semih Bey, telefonla arayarak özür kabilinde, zaten almayı çok murad ettiğim çok sevgili Çetin Amca'dan işittiğim bir kitabı da "Gönül Cerrahı Nureddin Cerrahi ve Cerrahiler" kitabını da hediye olarak yolluyor idi. "Aman!" dedim, başka bir şey dileseymişim ya!
Tuğrul Hoca'nın Gönül Sohbetleri kitabıyla birlikte Mustafa Özdamar'ın "Gönül Cerrahı Nureddin Cerrahi ve Cerrahiler" kitabı da fakire ulaştı. Bir solukta okuduk kitabı,  hatta kitabın sonlarına doğru yatılı ziyarette olduğumuz ve yanımızda başka bir kitap olmadığı için son bölümü bir gece daha beklettik ki, bitmesin, o zevk ile bir gün daha zevkidar olalım!

Kitap, Cerrahi Tarikatı, 20. postnişini Safer Dal Efendi'nin yardımlarıyla vucuda gelmiş. Kitabın en önemli payandası tarikatın 18. postnişini İbrahim Fahrettin Efendi tarafından kaleme alınan ve Envar-ı  Hazret-i Pir Nureddin* isimli beş büyük defter   864 sayfadan müteşekkil elyazması sayfalık eser.

Kitapta müthiş hikmetler, Cerrahi silsilesinin hal tercümeleri (özgeçmişleri), sohbetleri ve yaşamlarından kesitler sunuyor.

Kitaptan küçük bir bölüm aktararak, yazıyı nihayete erdirmek ve huzurlarınızda Kitapelinizde.com 'un sahibi Semih Bey'e böylesi bir hediye ile gönüllerimizi cuş'a getirdiği için teşekkür etmek istiyorum.

Derviş Zarafeti

"27 Mart 1995 Pazartesi meşkinden önce, Sertarik odasında, lokma faslında, yemekten sonra şöyle bir şey anlattı Sefer Efendi:
  -Vaktiyle İstanbul'da, artık hangi devirdeyse, Padişahla Sadrazam arasında: Mollalar mı daha mükemmeldir; dervişler mi? diye bir muhasebe-konuşma, yârenlik geçmiş.
    Sadrazam : Mollalar!... demiş, Molla Efendiler daha mükemmel olsalar gerekdir!.. deyince, Padişah; Eh! demiş, pekala!.. Onu öğrenmek zor değil!..
    Sadrazam: Nasıl olacak bu?
    Padişah : Kolay!.. demiş, bu hafta filan gün İstanbul'un bütün kalburüstü mollalarını saraya davet edin, akşam yemeğine!.. Yemekte alırız bunun cevabını!..
    İrade tebliğ edilmiş, akşam bütün mollalar sarayda toplanmış. Padişahla Vezir de -Sadrazam- tebdil-i kıyafetle ulemanın arasına karışarak ve hepsini de ikisi birlikte küme küme dolaşarak: Hoş geldiniz, safalar getirdiniz!.. Efendim, Mollalar hazeratı olarak, aranızda en ulunuz, en aliminiz, en önde geleniniz kimdir? diye sual etmişler:
                - Hem anket yapıyorlar, hem de olgunluklarını tartıyorlar?
                - Evet!
                - Ne demişler efendim?
                - Kime ve hangi kümeye uğradılarsa, hepsi de : Tanıyamadın mı? İşte karşında duruyor ya!... Sualinin cevabı, kendisine sual tevcih ettiğin zat-ı şerihin ta kendisi!.. Yani, ben! der gibi bir tavır sergilemişler.
                   Hiç birisi de: Filandır! diyememiş, herkes, hepsi kendisine yontmuş.
       Bu yoklama işlemi bittikten sonra, Padişah Vezir'e: Hani, demiş kemali nerde mollaların? Hepsi kendi beniyle memlu!.. Diğergamlık olgunluğu görmedim hiç birisinde ben! ama dur!.. Bitmedi!.. Dahası var!.. Bir sınavdan daha geçsinler, görelim bakalım ne yapacaklar!..
                   Karşılaşma faslından sonra sofraya buyur edilmişler. Sofraya da küme küme oturtulmuş mollalar yine. Kümelerin ortasında büyük büyük geniş Sultani Saray sinileri... Her sininin ortasında büyük semek lengeri. Herkese aynı kaptan yedirmek ve nasıl yiyeceklerini ölçmek için de uzun uzun, birer metrelik kaşıklar vermişler mahsustan. Bakalım ne yapacaklar ve nasıl lokmalanacaklar, diye.
                  Keşmekeş olmuş ortalık tabii. Doğru dürüst yemek yiyemedikleri gibi, birbirlerinin üstünü başını da batırmışlar, homurdanarak çıkmışlar: Bu ne biçim ziyafet böyle? Hem aç kaldık, hem rezil olduk!.. olmaz olsun böyle davet! diyerek çıkmışlar.
                 Ertesi hafta, aynı davet, aynı ziyafet dervişler için de tekrarlanmış. Padişah ve Vezir yne tebdil-i kıyafetle, küme küme bütün dervişlere: İçinizde hanginiz daha ileride? Hanginiz daha yücelerde seyran ediyor_? diye sormuşlar. Hepsi de, ya yanındakini ya karşısındakini göstermiş!.. O onu, o onu, o onu, hepsi birbirini göstererek tam bir tevhid hali, vahdet sergilemişler.
               Sonra sofraya oturmuşlar, aynı zarafet, aynı diğergamlık orada da devam etmiş.
               Sofralar büyük, kaplar tek ve kaşıklar uzun ya!.. Tarikat terbiyesi içinde edindikleri zarafetle, hepsi birbirini kollayarak, herkes kendi kaşığıyla karşısındakine lokma vermiş... O ona, o ona, o ona!.. Tamam!.. Ondan sonra da, bir de sofra virdi, sofra ilahisi:

 Haktan gelen nimeti,
Yedik Elhamdülillah!
Zıllullahtan şerbeti,
İçtik Elhamdülillah!

Hak nimetin bol ede,
Doysun hem bay, hem gedâ,
Herkese versin Hüdâ,
Doyduk Elhamdülillah!

Padişahım çok yaşa!
Kaybetti vezir paşa!
Sırdan gelen nidayı,
Aldık Elhamdülillah!

demişler, bitirmişler. Padişah da, vezir de erimişler tabii.
      Bu da böyle bir hikayedir işte, efsane!
      - Cenab-ı Hak hiç kimseyi nefsane etmesin efendim! Yoksa bu efsanedeki nefsanelik canına okuyor insanın.
      -Âa-miiin!.. Öyledir, Allah muhafaza buyursun."
 (Gönül Cerrahı Nureddin Cerrahi ve Cerrahiler, Mustafa Özdamar, s:203,Kırkkandil Yayınevi)



* Pir Nureddin Cerrahi Hazretleri : (1678-1720)  Cerrahi tarikatının piri. Mısır kadılığına tayin olduğu esnada, Kadim Köstendil Müstüfü Şeyh Ali Alaaddin Ramazani El-Halveti Hazretlerine intisab eder, ve yirmibeş yaşında şeyhinden, "Git kendi devranını uyandır!" emri ile hilafetini alıp Karagümrük'teki Canfeda Hatun Camii'nde dergahının temellerini atar. Rabbim himmet ve şefaatlerine nail eylesin!.Amin!






  











Hiç yorum yok:

Yorum Gönder