27 Ekim 2014 Pazartesi

Ufuk Açan Metinler Dizisi # 15

Eski Uruguay Devlet Başkanı Jose Mujika bir röportajında diyor ki:
“Bana en fakir devlet başkanı diyorlar. Ben fakir değilim. En fakir olan, yaşamak için çok fazla şeye ihtiyacı olandır. Pahalı yaşam tarzını sürdürmek için sürekli daha fazlasına ihtiyacı olandır. Çok fazla mal varlığınız yoksa, onları devam ettirmek için bir köle gibi bir ömür boyu didinip durmak zorunda kalmazsınız.”

Kaynak : http://www.zaman.com.tr/dunya_dunyanin-en-fakir-lideri-gorevi-birakiyor_2253507.html

25 Eylül 2014 Perşembe

Sahabeden Selman-ı Farisi ve Yönetici Ahlakı

[...] Selman'ın İran seferindeki üstün başarısına yakından şahid olan Hz. ömer, onu Medain valisi olarak görevlendirdi. Elçilik, ordu komutanlığı, ganimet dağıtma memurluğu derken Selman şimdi yönetici olmuştu. Ama onun için değişen bir şey yoktu. Otuz bin kişiye konuşurken dahi yine sırtında iki parçadan oluşmuş bir hırka vardı. Hırkasının bir parçasını namazlık olarak serer namaz kılar, diğer parçasını da giyerdi. Kendi emeği ile geçinirdi. Aldığı vali maaşını harcamaz, hepsini fakirlere dağıtırdı. Bunu duyan Hz. Ömer, Selman'a bir mektup yazarak kendisine bağladığı maaşı harcamasını emretmişti. Fakat bunu kabul etmeyen Selman, gerekçe olarak da Hz. Ömer'e şu cevabı göndermişti: "Ben, sizin bana bağladığınız maaşın sevabına muhtaç olacağım bir gün için yoksullara dağıtıyorum. Böylece mütevazi bir şekilde yaşayarak kendimi Medain halkına bir vali olarak değil, onlardan biri olarak tanıtıyorum. Böylece onlar, beni üzerinde geçilecek bir köprü olarak kullanıyorlar. Ben onların üzerime koydukları ağırlıklarını taşıyorum. Bunu Hz. Peygamber'den öğrendim. O, insanlara yakınlaşarak kaynaşır, onlar da ona yaklaşırlardı. O, bir insan olarak, onlardan görünür, onların yediğinden yer, giydiğini giyer, onlardan farklı davranmazdı."  [...]

Sahili Olmayan Deniz - Mabih'ten Selman'a- , Necmettin Şahinler, İnsan Yayınları, Sayfa: 120

4 Ağustos 2014 Pazartesi

Kuran hak ve özgürlük kitabıdır

Tarihin en karanlık dönemi, insan haklarının çiğnendiği dönemlerdir. Kuran, kişi hak ve özgürlüklerini birinci sıraya koyarken insanlığa yeniden soluk aldırmış; akan gözyaşlarını, çekilen ahları dindirmiştir
DEMOKRATİK toplumun hukuk I sistemi, kişilerin hak ve özgürlüğünü garanti altına almaktadır. Haklara dokunmak, özgürlükleri engellemek demokratik toplumun hukuk anlayışında suçtur.
Kuran bu hak ve özgürlükleri İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nden asırlar önce gündeme getirmiştir. Kuran biraz daha öne giderek, hak ve özgürlükleri çok daha geniş bir yelpazede ele almıştır.
Demokratik toplum hukukunun teminat altına aldığı haklar şunlardır: Allah hakkı (Bakara, 87; Enam, 151; İsra, 23); ana-baba hakkı, (İsra, 23-24); çocuk hakkı (Nisa, 9; Enam, 151); hayat hakkı (Maide, 32; Enam, 151; Furkan, 68); yetim hakkı (Nisa, 2, 6,10; Enam, 152); tüketici hakkı (Enam, 152; İsra, 35); komşu hakkı (Nisa, 36); arkadaş hakkı (Nisa, 36); öğrenim hakkı (Bakara, 31); mülkiyet hakkı (Nisa, 29; Bakara, 188); emeğin hakkı (Nahl, 71; Necm, 39); akraba hakkı (İsra, 26; Bakara, 177); fakirin hakkı (Zariyat, 19; Mearic, 24-25); örgütlenme hakkı (Maide, 2); toplumun hakkı (Enam, 151); devletin korunma hakkı (Nisa, 59) ve bunların ötesinde "kadın hakları" denen bir dizi haklar (Nisa, 127; Nahl, 57-59; Zuhruf, 17-18).
Demokratik toplumun erkek ve kadınları, kendi haklarının ne olduğunu bilir ve bu bilinci hayata geçirirler. Bu haklar, karşı cinslerin birbirleriyle zıtlaşmasını değil, tam tersine kaynaşmasını getirecektir. Yukarıda yazdığımız hakların tümünü demokratik toplumun eğitim sistemi öğretecek, beyin ve gönüllere kazıyacak; hukuk sistemi de bunları koruyacak, ihmal edilmelerini önleyecektir. Hakların çiğnendiği bir toplum demokratik olamadığı gibi intihar eden sürü halindeki bir topluluktur.
Yüce Allah'ın insanlara öğrettiği ve kaynaklık ettiği bu haklarla insanlığın, toplumların zaman zaman bağları kopmuş, böylece helak olmaktan kurtulamamışlardır. Anne karnındaki çocuk için göbek bağı ne denli önemli ise, insanların ve toplumların haklarla olan bağı da o denli önemlidir. İnsanlığın en karanlık dönemi, tarihinin en kara sayfaları insan haklarının çiğnendiği, bir tarafa atıldığı, kadın haklarının tanınmadığı çağlar olmuştur.
Erkek egemen hukuk, hatta hukuk diyemeyeceğimiz töreler kadın haklarını ezip geçerken, gözyaşları sel olmuş, ahlar arş-ı âlâya çıkmıştır. Sel olan gözyaşları insanlığın asaletini alıp götürmüş, erdemlerini silmiş ve böylece İslam güneşinin doğmasını hazırlamıştır. İşte, Kuran bu hakları öğretirken, kadın haklarını merkeze alırken, insanlığa yeniden bir soluk aldırmış; akan yaşları, çekilen ahları dindirmiştir. Fakat Müslümanlar, Kuran'ın haklar sistemini öğrenip hayata geçirmediği için, yaşlar akmaya, ahlar çıkmaya devam etmektedir.
Allah; Enam Suresi'nde ana-baba, çocuk, toplum, hayat, yetim, tüketici, insan ve hukuk haklarını saydıktan sonra 153. ayette "İşte bu benim yolumdur" diyor. 151. ayetin sonunda "aklı", 152. ayetin sonunda "düşünceyi", 153. ayetin sonunda da "takvayı" gündeme getirmektedir.
Hakların anıldığı yerde anılması gereken diğer bir konu da "özgürlükler"dir. Aslında "özgür olmak" da bir haktır. Özgür olmayan insan için haklar hiçbir şey ifade etmemektedir. Onun için Kuran, "aklını kullanıp özgürce düşünmeyi" birinci sıraya koymaktadır. İkinci sıraya düşündüğünü özgürce ifade etmeyi, üçüncü sıraya inanç özgürlüğünü, dördüncü sıraya da inandığını özgürce ifade etmeyi koymaktadır.
Demokratik toplum dediğimiz erdemli toplumun siyasetçileri, yöneticileri, eğitim ve hukuk sistemleri bu özgürlükleri korumayı görev edinmelidir. Çünkü eğitimin, öğretimin, kısaca bilginin olmadığı yerde özgürlükler anarşiye dönüşür. Kuran bir özgürlükler kitabı, Hz. Peygamber de bir özgürlükler peygamberidir.
Demokratik toplumun hukuk sistemi, özgürlüklerin bekçisi durumundadır. Siyaseti de bu doğrultuda yürümek zorundadır. Özgürlükleri korumayan, özgürlüklerden beslenmeyen siyaset ve hukuk, demokratik toplum ve devleti kuramaz ve devam ettiremez.
14 Aralık 2012 Cuma, 
Bayraktar Bayraklı

Kaynak : http://www.haberturk.com/yazarlar/prof-dr-bayraktar-bayrakli/803291-kuran-hak-ve-ozgurluk-kitabidir

3 Ağustos 2014 Pazar

Aşksızlara Verme Öğüt

Aşksızlara verme öğüt,
Öğüdünden alır değil.
Aşksız kişi hayvan olur,
Hayvan öğüt bilir değil.

Eksik olman ehillerden,
Kaça görün cahillerden.
Tanrı bîzar bahîlerden,
Bahîl dîdâr görür değil.

Boz yapalak devlengece,
Emek yeme erte gece.
Onun işi göstepektir,
Salıp ördek alır değil.

Şah balaban, şâhin doğan,
Zîhî öğmüş onu öğen.
Doğan zaif olur ise,
Doğanlıktan kalır değil.

Kara taşa su koyarsan,
Elli yıl ıslatır isen.
Heman taş gine bayağı,
Hünerli taş olur değil.

Ol iki cihan güneşi,
Zâhir dünyasın değşirdi.
Câhil onu öldü sanır,
Ol Hub sağdır, ölür değil.

Yunus olma câhillerden,
Irak olma ehillerden,
Câhil ne var mümin ise,
Câhillikten kalır değil.

Yunus Emre

23 Haziran 2014 Pazartesi

Misafir ev sahibini nasıl günaha sokar?


Hadis No : 
3479
Ravi: Ebu Şüreyh el-Adevi
Tanim: Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim Allah'a ve ahirde inanıyorsa, misafirine 'caize'sini ikram etsin." Yanındakiler sordular: "Ey Allah'ın Resulü! Caizesi de nedir?" Aleyhissalatu vesselam açıkladı: "Bir gecesi ve gündüzüdür. Misafirlik üç gündür. Bundan fazlası sadakadır. Misafire, ev sahibini günaha sokuncaya kadar yanında kalması hoş değildir. Tekrar sordular: "Misafir ev sahibini nasıl günaha sokar?" Aleyhissalatu vesselam açıkladı: "Adamın yanında ikamet eder kalır, halbuki kendisine ikram edecek bir şeyi yoktur."

Kaynak: Buhari, Edeb 85, 31, Rikak 23; Müslim, Lukata 77, (48); Muvatta, Sıfatu'n-Nebiyy 22, (2, 929); Ebu D 

Halet-i Ruhiyemiz ve Namaz'lar.

Kalbin dönüşleri vardır.Kalp bazen Allah'a yüzünü döner, bazen O'ndan yüz çevirir (Sırtını döner). Yüzünü 

döndüğü zaman nafileleri artırın, sırtını döndüğü zaman farz ibadetlerle yetinin...


Hz.Ali

17 Haziran 2014 Salı

Mezhebimiz Değil, Ruhumuz!

IŞİD’e katılan Türk militanların sosyal medya paylaşımları dikkatinizi çekti mi? 6 aylık bebeklerin ağır silahlarla çekilmiş fotoğrafını “Dünyanın en küçük mücahidi” diye seviyorlar.
Hiçbir şey ölüm kadar anlamlı değil onlara. Şehit gideceklerine kesin gözle baktıklarından cesetler mis gibi kokuyor burunlarına. Annelerini silahların üstünde cennete götüreceklerini söylüyorlar. Allah adına can alma yetkisini sahiplenmişler. Silahları, adeta sıratı  geçirecek buraklara dönüşmüş.
Manzara karşısında duygu yelpazemizden öfkeyi, korkuyu, acımayı seçmek çok kolay. Türkiye bazı kaynaklara göre 3 bin evladını bu noktaya getiren hatalarıyla hesaplaşmak zorunda. Bu rakam diğer terör örgütlerindeki Türklerle beraber kimbilir kaça çıkıyor? Bizler cihadı nefs terbiyesi olarak göremediğimiz,  varoluşun hikmetine odaklanmak yerine nefret pekiştiren ucuz hamasetle beslendiğimiz için çocuklarımızı bu batağa kendi ellerimizle itmiş olduk.
Hatalarımız say say bitmez: Evrendeki doğal çeşitliliği korumaktansa, ötekileri de bize benzemeye zorladık. Kendi çarpık algısını İslam diye etiketleyerek dini, siyasi emellerine araç yapanlara karşı duramadık. Devlet diniyle uyuşan zihinlerimiz, hükümetlerin İslam maskesi takmış gruplara yaptığı silah ve istihbarat desteğine seyirci kaldı. Önce bölgenin, sonra dünyanın hakimi olma sevdamız bizi şeytanın müttefiki yaptı.
Müslüman falan değildik biz. Doğduğumuz gibi ilkel kalmıştık çünkü. İlahi mesaj kendimizi yeniden doğurmamızı istiyordu oysa. Ölmeden evvel ölebilseydik, bir sulh adası oluşabilirdi çevremizde. Fakat bu sağlam reçeteyi  “dünyadan el etek çekmek, yaşama sevincini dışlamak” diye çevirerek yanılttılar bizi. Hâlbuki nimetlerin asıl tadı onlara esir olmadığımızda çıkabiliyordu.  Egoyu zaptetme becerimizin bizi neşelerin en tükenmezine kavuşturacağını öğrenemedik.
Ahlak güzellerini ya aramadık ya bulduğumuz yerde çamura buladık. Kalpler saflaşıp hikmetle tanışmadıkça, taklit edeceğimiz örneklerin sahtesiyle hakikisini ayıramazdık. Ezberci kafalarımız menkıbeleri bile putlaştırdı, paganlaştığımızın farkına varamadık. Kılınan namazlar, tutulan oruçlar, verilen zekâtlar, Kâbe tavafları, şemsiyenin üzerinden dökülen damlalar gibiydi. Rahmetle ıslanamadık.      
Allah’tan hiçbir zaman razı olmamıştık. Bu yüzden “Allah rızası için” tabiri eylemlerimize kılıf olabilmiş, hatalarımıza Yaratıcıyı ortak etmemiz kolaylaşmıştı. “İslam birliği” gibi boyumuzu aşan tehlikeli hedeflere kitlenmiştik. Deli danalara benzeyen nefs, kendi sefilliğine en uygun ideolojiyi seçecekti elbette. Hepsinin de yeterince şakşakçısı vardı; tercihlerinden kuşku duymadı kimse.
Bunların en vahimi mezhepçilikti. Tarih boyunca Allah’a yakınlaştırmak şöyle dursun, O’ndan uzaklaştırmaktan başka bir marifet sergileyememişti. Gözler çapakla dolunca bunu görmek zorlaşıyordu tabii. Bu haldeyken başkalarına temizlik dersi vermekle başlayıp göz çıkarmaya kadar varan hadsizliklere kapılanıldı. Kirli savaşların parçası olduk. İslam bugün terörle birlikte anılıyorsa, çevrelerine nefret dalgaları yayanlar başta olmak üzere hepimiz kabahatliyiz.  
Yangında kurtarılacak en değerli eşyamızdı nefs. Bu arsız evladı eğitmeliydik. İşe onu banyoya sokup kirlerinden arındırmakla başlayabilirdik. Kese de yetmez, kaşağı kullanmamız gerekirdi. Obezliğiyle ilgilenmemiz, biraz zayıflatıp hafifletmemiz şarttı. Ayaklarını yere vurarak “Bana ne bana ne, istiyorum işte o toprakları, o koltukları, o alkışları” diye huysuzlandığında odasına göndermeliydik.
Elindeki çekici, keskiyi ve zımparayı sadece kendisi için kullananlar o taşlaşmış  kütlenin içindeki meleği özgürlüğüne kavuşturabilirdi. Hayat boyu sürecek bu işlem, terör tehdidi altındaki dünyaya en büyük katkı olurdu. Yollarını şaşıranlardan bir kişi bile heykelsi duruluğumuzdan etkilenip soru sormaya başlasa borcumuzu ödemiş sayılırdık.
Geç kaldık ama zararın neresinden dönsek kârdır. İnsanları kötülükten men edip iyiliğe yönlendirmenin en sağlam metodu bu. Âleme nizam veremeyiz ama kendimizden bir başyapıt çıkarabiliriz. Bizi ne Şiilik kurtaracak, ne de Sünnilik. Kürt, Arap veya Türk olmanın da bir getirisi yok. Haritalar, silahlar, sahneler ve aktörler hep değişti ve dünyanın son gününe dek değişmeye devam edecek. Ruh ise, içimize üflendiği andan beri bölünmez bütünlüğüyle yaşıyor. Ona erişebiliyor muyuz, işte bütün mesele bu.

Nuriye Akman

1 Haziran 2014 Pazar

Ufuk Açan Metinler Dizisi # 14

"İslâmcılık, İslâm devleti kurma tezini işlemiştir. AKP de köken olarak aynı anlayışın zemininde yetişti. Bu tavır, dini değil, siyaseti ve devleti ele geçirmeyi esas alır; devlet ele geçirilince mesele âdeta hallolmuştur. Oysa Kur’an, meseleyi öncelikle bir iç değişim meselesi olarak takdim buyurur. “Bir millet kendi içini değiştirmedikçe Allah da durumlarını değiştirmez.” Hadis-i şerif de açıktır: “Nasılsanız öyle idare edilirsiniz.” Mesele siyaset temelinde ele alınınca elbette din siyasete alet ve bir muhalefet ideolojisi haline getirilmiş olur. İslâmcılığın bir diğer argümanı da Türkiye’nin darü’l-harp veya darü’d-ridde olduğudur. O halde İslâmcı harp edecektir Türkiye’yi yeniden darü’l-İslâm yapmak için. Türkiye’de İslamcılık yazılarından kıyafetlerine kadar Che Guevara’nın kötü bir taklidi. Özellikle 1980 öncesi çoğu İslâmcı gençte şahsen bir Che Guevara özentisi görüyordum. Solcu devrimcilerin karşısında İslâmcı devrimciler ve bunların en çok tenkit ettikleri de “Amerikancı İslâm, düzen Müslümanlığı” diye suçladıkları cemaatlerdi. Bugün de aynısını yapmıyorlar mı? İslâm adına hiçbir sağlam, belli ve aktif çizgileri olmadığı için yargılamaları hep muhalefet üzerinden. “ABD’ye, İsrail’e, Rusya’ya düşman mısın, değil misin?” İslâm, kendine has müspet değerler üzerine oturur. Müslüman, davranışlarını İslâm’a göre ayarlar ve değerlendirir; yoksa karşısına düşmanlar alarak, bu düşmanlar üzerinden kendini tarif etmez. Bu menfî tavırdır, tahripçiliktir, süflî bir düşüncedir. İslâm adına yapılması gerekeni yapamama, müspet ve inşaî davranamama acziyetinin yansımasıdır."
Ali Ünal  - 01.06.2014 tarihli Zaman Gazetesi röportajından bir iktibas.
Kaynak : http://www.zaman.com.tr/pazar_iblis-bile-bunca-yalandan-utaniyordur_2221297.html

12 Mayıs 2014 Pazartesi

Mecazi Aşk.

Aşk dursun ko mecâz ise de sînende senin
Âb-ı engür hum içinde durarak bâde olur.
[Mecaz da olsa gönlüne Aşk'ı koy..
Üzüm suyu küpte beklemekle bade(şarap) olmaz mı?]

Sunizade Seyyid Mehmet Emin Bey (Şeyhülislam)





30 Nisan 2014 Çarşamba

Ufuk Açan Metinler Dizi # 13

Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür,
Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür,
Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür,
Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür,
Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür,
Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür,
Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür.

Mahatma Ghandi

8 Nisan 2014 Salı

Avukatlık ve Doktorluk Gerçekten Bir Meslek Midir?

Hafızam beni yanıltmıyor ise 2010 yılı idi. Dr. Hakkı Öcal Amerika'dan birkaç günlüğüne gelmiş, kendisini heyecanla bekleyen gençler için de  İstanbul'da, Gelişim Platformu'nda  bir buluşma tertip etmiş idi.
O buluşmada bilişim dünyasının hemen hemen her kolundan onlarca genç vardı. Sohbet arasında bilişim dünyasının son trendlerine, günlük meselelere dair birbirinden ilginç ve parlak bir sürü fikir serdedildi. Birkaçına kulak kesildim. En ilginci de toplantının gerçekleştiği tarihe yakın bir tarihte kendisinin ya da bir yakınının yaşadığı sağlık problemi ile ilgili bir sağlık kurumuna başvuran birinin söyledikleri idi. Doktorluk mesleğinin artık giderek bir test-analiz yorumundan ibaret hale geldiğini; vicdandan ve izandan yoksun bu mekanize halin çok yakında pek tabii olarak makinelere devredebileceğini söylediğinde, bendeniz, konuşmanın bilim-insan-vicdan üçgeninden hareketle daha da ilginç bir noktaya gideceğini hissederek, daha bir kulak kesildim. Derken Hakkı Öcal, söze daha da ilginç bir yaklaşımla devam etti, "Hiç olmaması gereken iki şey meslek oldu: Doktorluk ve avukatlık." diyerek, tüm ezberlerimi alt üst eden görüşler serdetti. Bu görüşlerin tadı dimağımda kalmış olacak ki, dört yıl sonra yeniden kendisine bir eposta göndererek, olayı kısaca hatırlatarak, bu çok ilginç yaklaşımın ayrıntılarını rica ettim. Kendisinden gelen cevabı, yine müsaadesini alarak aşağıda paylaşıyorum. İnanıyorum ki aşağıdaki görüşler, benim gibi sizin de pek çok şeyi yeniden düşünmenizi sağlayacak : 


"Tıp ve hukuk, esasen, bir yandan birey, diğer yandan toplum olarak sağlıklı olmanın iki aracı.. İkisi de bana sorarsan, insanın kendi aklıyla, hayat tecrübesiyle bulabileceği ilimler değil. İkisini de Allah-u Teala'nın bizzat epistemolojiyi Hz. Adem’e (as) “şeylerin” isimlerini öğrettiği gibi, bizzat öğrettiği ilimlerden olduğuna dair çok ayet ve hadis var.. (Bakara 2 : 31, benim notum)

Bakarsan, insanoğlu bu iki “meslek”i hep sanat (en fazla sanatın icrası için gerekli masrafın tahsil edilmesi sebebiyle) zanaat olarak icra ede gelmiş.

Ne kadim Yunan’da, ne kadim Arap’da ve Hind’de doktorlar ve hukukçular bu işi para karşılığı yapmışlardır. 

Benim naçiz teorim odur ki; ne zaman Müslümanlar öğretmenlik, hekimlik ve kadılık için maaş almaya başlamışlardır, o zamandan sonra toplumun çivisi çıkmaya başlamıştır.

Neden?

Şundan ki, insanoğlu bir işe karşılık para aldığı zaman ya mal, ya da hizmet satıyor demektir. Bir şeyi sen satarsan, başka biri de alır. Ve daima alıcı, yani parayı veren düdüğü çalar ve malın ya da hizmetin istediği gibi şekillendirilmesini isteme hakkını kendinde görür.

Öğretmene “Şunu öğret, buna öğretme.. Şuna öğret, buna öğretme..” diyebilirsin. Hekime “Şunu tedavi et; bunu etme.. Şu hastalığa çare bul, şuna bulma” dersin. Kadıya “Şu konuda şöyle karar ver” den tut, “Şunun lehine karar ver..” -e kadar, nice emirler verirsin ki, bunların bir kısmı “kanun” adı altında meşru olur; bir kısmı ahlak adı altında toplumsal olur; bir kısmı rüşvet adı altında ferdi olur.

İlk duyuşta insana ters gelir bu sanatların, ilimlerin para karşılığı yapılmasına itiraz.. Ama inşâAllah daha uzun anlatabilirsem,  en azından ideal seviyesinde, anlamlı bir şey söylediğime seni de ikna edebilirim.

Selam ve sevgiyle..
Dr. Hakkı Öcal"


4 Nisan 2014 Cuma

Din'e Dair*

Bilge kişi ölmeden hemen önce halkını geniş bir meydanda toplar. Gerçekleri son bir kez hepsinin huzurunda dile getirir. Halkla arasında nefis bir diyalog kurulur.


Halktan biri öne çıkarak “bize” der “sevgiden söz et”


Bilge anlatır, anlatır, anlatır…


Bir diğeri “bize aşktan, evlilikten söz et” der, anlatır…


Bunu “alışveriş hakkında ne dersin?” diyen biri izler, anlatır…


“Çocuklardan bahset” derler, anlatır…


“Eğitimden bahset” derler, anlatır…


“Çiftçilikten bahset” derler, anlatır…


“Alınterinden, emekten ve adaletten” bahset derler, anlatır…


Ve daha günlük hayatın türlü sorunlarından söz etmesi istenir. Bilge hepsi hakkında hikmetli sözler söyler, anlatır, anlatır, anlatır…


Konuşmasının sonuna doğru birisi “Bize ‘din’den bahset" deyince Bilge şöyle cevap verir;


“Bahsettim ya, dinlemedin mi?”


Ve devam eder: “Siz zamanınızı, bunlar Allah’ın saatleridir, bunlar bizim saatlerimizdir diye ayırabilir misiniz? Öyleyse din, yaşadığımız hayat ve tüm davranışlarımızdır. Her an Allah huzurunda olduğunun bilincinde, öylesine titiz, doğruyu gözeterek temiz bir hayat yaşamaktan daha güzel bir din olur mu?”



* Halil Cibran'ın Ermiş isimli kitabından alıntıdır.

25 Mart 2014 Salı

Yolun Hakkı

Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Nebî sallalahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
- “Yollarda oturmaktan kaçının!
Sahâbîler:
- Biz buna mecbûruz. Meselelerimizi orada konuşuyoruz, dediler.
Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Oturmaktan vazgeçemeyecekseniz o halde yolun hakkını verin!” buyurdu.
- Yolun hakkı nedir Ey Allah’ın Resûlü? dediler.

- “Harama bakmamak,
          gelip geçenleri incitmemek,
             selâm almak,
                 mârufu emredip münkerden nehyetmektir*” buyurdu.

Buhârî, Mezâlim 22, İsti’zân 2; Müslim, Libâs 114

* Al-i İmran Sûresi 104. Ayet'de bahsolunan, 
ve yenhevne anil munker(munkeri), ve ulâike humul muflihûn(muflihûne). ve
Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır. mealinde ayete atıftır...

19 Mart 2014 Çarşamba

Edeb

Hak ve mahlûkatının hukūkuna riâyet,
Bil ki ulvî ahlâktır; ve emsâlsiz hidâyet.
Ve kezâ, kollayarak gözetmek bu hukūku,
Kâmil dindir işte bu! Nîmettir tahakkuku.

Ganiyy-i Muhtefi
Kaynak : http://www.ganiyyimuhtefi.com/edeb