31 Ekim 2010 Pazar

İşte emredilen Müslümanlık!

 Yüzlerinizi doğuya veya batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitab'a ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, öksüzlere, biçarelere ve boyunduruk altında bulunanlara veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahitleştiklernde ahitlerine uyanlarla zorda, hastalıkta ve savaşın şiddetli zamanında sabredenler. İşte bunlar, doğru olanlardır ve muttaki olanlar da bunlardır.(Bakara,177)

26 Ekim 2010 Salı

Ufuk Açan Metinler Dizisi # 6

Eğer bir adam marşla uyum içinde yürüyebiliyorsa, o değersiz bir yaratıktır. kendisine yalnızca bir omurilik yeterli olabileceği halde her nasılsa yanlışlıkla bir beyni olmuştur onun. Uygarlığın bu kara lekesi en kısa sürede yok edilmelidir. Emirle gelen kahramanlıktan, bilinçli ve bilinçsiz şiddetten, aptalca yurtseverlikten, tüm bunlardan nefret ediyorum. Ben savaşı ve o soğuk silahları öylesine tiksindirici ve aşağılayıcı buluyorum ki böyle iğrenç bir eyleme katılmaktansa kendimi yok ederim daha iyi...benim anlayışıma göre sıradan bir cinayet, savaşta adam öldürmekten daha kötü değildir.


Albert Einstein

13 Eylül 2010 Pazartesi

Ufuk Açan Metinler Dizi # 5

"Cassini, uzayın karşısında kendisini ne kadar önemsiz hissettiğini, önemsiz bir gezegenin üstünde izole olmuş halde yaşayan insanoğlunun olup biten her şeyi ölçebileceği sanısına yalnızcca yersiz gururu yüzünden kapıldığını söylemişti. Ancak bu gurur, bilim, demokrasi ve özgürlük adına giderek şiddetini arttırmış ve insan kendini tanrı gibi hissetmeye başlamıştır."
Mehmet Ali Şadoğlu, bilinmeyen "bir bilgi", s.61, uno yayınları

2 Temmuz 2010 Cuma

Ufuk Açan Metinler Dizisi # 4 Cevher Dudayev

"Türkleri çok seviyorum. Tarih boyunca kahramanlıklarıyla, cesaret ve
atılganlıklarıyla kendilerini kabul ettirmişlerdir. Milli ve manevi
değerlerine bağlıdırlar. Dostluklarına güvenilir, düşmanlıklarından
korkulur...

Tarih boyunca İslâm alemi Türklerden faydalanmıştır. Türkler güçlü
oldukça İslâm alemi rahat ve huzur içinde olmuştur; zayıfladıkça,
İslâm alemi ezilmiş ve horlanmıştır. Türkler İslâm'ın koruyucu gücü
olmuşlardır.

Ancak ne yazık ki, bazı İslâm ülkeleri, emperyalist güçlerin oyununa
gelerek Türklere ihanet etmişlerdir. Türklere ihanet ederek arkadan
vuranlar belasını bulmuştur. Bugün bazı İslâm ülkelerindeki çıkmazlar
ve sıkıntılar, bu tarihi hatanın bedelidir.

Şimdi gururla söylemek istiyorum ki, Çeçenler tarih boyunca Türklere
bağlı kalmışlar ve tarihin hiçbir döneminde ihanet etmemişlerdir.

Bugün ise, Türkiye'yi yönetenler o yüce değerlerden çok uzaklar.
Halbuki Türk milleti, maddi ve manevi değerlerine bağlı olduğu sürece
yücelmiş ve yükselmiştir. Ve dünya tarihinin akışına yön
vermişlerdir.O yüce değerlerden ayrıldıkça küçülmüşler ve sıkıntılara
düşmüşlerdir.Unutulmasın ki, Türkiye hem Türk dünyasının, hem de İslâm
aleminin ümit ışığıdır. Bu ışığın sönmesi hem İslâm aleminin, hem de
Türk dünyasının karanlığa gömülmesi demektir"

Cahar Dudayev (1944 - 1996)

16 Haziran 2010 Çarşamba

Ufuk Açan Metinler Dizisi # 3

Gençliğe Hitabe
Devlet ve milletinin 7 asırlık hayatında dört devre... Birincisi iki buçuk asır... Aşk, vecd, fetih ve hakimiyet... İkincisi üç asır... Kaba softa ve ham yobaz elinde sefalet ve hezimet... Üçüncüsü bir asır... Allahın, Kur'ân'ında 'belhüm adal-hayvandan aşağı' dediği cüce taklitçilere ve batı dünyasına esaret... Ya dördüncüsü? .... Son yarım asır! .. İşgâl ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, madde plânında kurtarıldıktan sonra ruh plânında ebedî helâke mahkûmiyet... İşte tarihinde böyle dört devre bulunduğunu gören... Bunları, yükseltici aşk, süründürücü satıhçılık, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... Beşinci devrenin kapısı önünde nur infilâkı yeni bir şafak fışkırışını gözleyen bir gençlik...

Gökleri çökertecek ve son moda kurbağa diliyle bütün 'dikey'leri 'yatay' hale getirecek bir çığlık kopararak 'mukaddes emaneti ne yaptınız? ' diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...

Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin dâvacısı bir gençlik...

Halka değil, Hakka inanan; meclisinin duvarında 'Hakimiyet Hakkındır' düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bilen bir gençlik...

Emekçiye 'Benim sana acıdığım ve seni koruduğum kadar sen kendine acıyamaz, kendini koruyamazsın! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başı boş bırakılamazsın! ' diyecek... Kapitaliste ise 'Allah buyruğunu ve Resûl emrini kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın! ' ihtarını edecek... Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin, aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik...

Bir buçuk asırdır türlü buhranlar içinde yanıp kavrulan ve bunca keşfine rağmen başını yarasalar gibi taştan taşa çalarak kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığı, Türk'ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını, her sistem ve mezheb, ortada ne kadar illet varsa devasının ve ne kadar cennet hayâli varsa hakikatinin İslâmda olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslâm âlemine ve bütün insanlığa model teşkil edecek bir gençlik...

'Kim var? ' diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan fert fert 'ben varım! ' cevabını verici, her ferdi 'benim olmadığım yerde kimse yoktur! ' fikrini besleyici bir dâva ahlâkına kaynak bir gençlik...

Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispetle usûle, stratejiye uygun bir gençlik...

Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifirî karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin; ve gerçek kahramanlık mâdeniyle sahtesini ayırdetmekte kuyumcu ustası bir gençlik...

Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, demagog politikacısı, çıkartma kâğıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, takma diş fabrikası, fuhuş albümü gazetesi, mümin zindanı mâbedi, temeli yıkık ailesi, hâsılı kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, destanlık bir meydan savaşı içinde ve bu savaşı mutlaka kazanmakla vazifeli bir gençlik...

Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski mümin nesillerden hiçbirini beğenmeyecek, onlara 'siz güneşi ceplerinizde kaybetmiş marka müslümanlarısınız! Gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başımıza gelmezdi! ' diyecek ve gerçek müslümanlığın 'nasıl'ını ve 'ne idüğü'nü her haliyle gösterecek bir gençlik...

Tek cümleyle, Allahın, kâinatı yüzü suyu hürmetine yarattığı Sevgilisinin fezayı bütün yıldızlariyle manto gibi saran mukaddes eteğine tutunacak, ve O'ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak tanımayacak ve O'nun düşmanlarını ancak kubur farelerine lâyık bir muameleye tâbi tutacak bir gençlik...

İşte bu gençliği, bu gençliğin ilk filizlerini karşımda görüyorum. Şekillenmesi, billurlaşması için 30 küsur yıldır, devrimbaz kodomanların viski çektiği kamış borularla kalemime ciğerimden kan çekerek yırtındığım, paralandığım ve zindanlarda süründüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allaha hamd etme makamındayım. Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim şudur: Tabutumu öz ellerinle musalla taşına koyarken, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymayı unutma ve bunu tek vasiyetim bil! Allahın selâmı üzerine olsun...

Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!

Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es! ...
 
Necip Fazıl Kısakürek

10 Haziran 2010 Perşembe

Ufuk Açan Metinler Dizisi # 2

“Nasıl ki küçük kabahatleri işleyenlerin, nahiyelerde cezaları verilir. Büyük kabahatleri de büyük mahkemelere gönderilir. Öyle de: Ehl-i îmanın ve has dostların hükmen küçük hataları, çabuk onları temizlemek için kısmen dünyada ve sür’aten verilir. Ehl-i dalâletin cinâyetleri, o kadar büyüktür ki: Kısacık hayat-ı dünyeviyeye cezaları sığışmadığından, muktezâ-yı adalet olarak Âlem-i bekadaki Mahkeme-i Kübrâya havale edildiği için, ekseriyetle burada cezaya çarpılmıyorlar.” (Bediuzzaman, Lem’alar, 10. Lem’a).

19 Nisan 2010 Pazartesi

Ufuk Açan Metinler Dizisi # 1

"Arkadaşlarım arasında Marx'ın, Freud'un ve Adler'in hayranı olanların bu kuramlarda ortak olan bir takım noktalardan ve özellikle bu kuramların açıkça belli olan açıklama güçlerinden etkilendiklerini farkettim. Bu kuramlar söz ettikleri alanlarda olan hemen hemen herşeyi açıklayabiliyormuş gibi duruyorlardı. Herhangi birini çalışmak, entellektüel bir dönüşüm yada aydnlanma etkisi yaratıyor, o ana kadar 'üyeliğe kabul edilmemişlerden' gizlenen yeni bir gerçeğe gözlerinizi açmışsınız duygusu veriyordu. Bir kere gözleriniz böyle açıldıktan sonra, her yerde bu kuramları gerçekleyen durumlar görüyordunuz: Dünya kuramın doğrulanması ile doluydu. Olan herşey onu her zaman onaylıyordu. Dolayısıyla doğruluğu apaçık gözüküyordu ve ona inanmayanlar besbelli açık gerçeği görmek istemeyen insanlardı: bunu görmeyi reddediyorlardı çünkü ya kuram ait oldukları sınıfın çıkarlarına aykırıydı yada hala 'analiz' edilmemiş ve tedavi edilmek için yardım çığlığı atan baskıları vardı."  Karl Popper