16 Kasım 2012 Cuma

Şeyh Ahmed Yasin'in Duası


Hamas'ın liderlerinden. 64 yaşında, felçli ve gözleri görmeyen bir ihtiyar iken... Yıllarını Siyonist rejimin zindanlarında, bilincini ve davasını zinde tutarak geçirmiş. Zahirindeki tüm çaresizliğine(!) rağmen, onun bilinç ve inancındaki şu kudrete bakın. Ondan daha genç ve çevik olan bizler, uyuşukluğumuz ile malûl iken, O, mahkum(!) olduğu tekerlekli sandalyesinde dahi dünyanın en güçlü savaş sanayisine sahip siyonist rejimin korkulu rüyası idi.  Siyonist rejim onu sabah namazına giderken, füzeler ile katletti. Allah'tan geldik ve yine ona döneceğiz, Allah-u Zülcelal hepimizde şehadet bilincini, yine ona döneceğimiz gerçeğini diri tutmayı nasip etsin.  Aşağıda Şehid Şeyh Ahmed Yasin'in duasını iktibas ediyorum. Dilerim, kendimden başlayarak tüm Ümmet-i Muhammed 'in suskunluğuna deva olur.. 



"Allah'ım! Ümmetin suskunluğunu sana şikayet ediyorum! Ben ki kocamış bir yaşlıyım. Kurumuş iki elim, ne kalem tutuyor ne de silah! Sesimle yeri inletecek güçte bir hatip de değilim!
Ben ki saçları ağarmış, ömrümün son demlerinde, türlü hastalıkların yıktığı ve üzerinde zamanın belâlarının estiği biriyim! Tek isteğim, benim gibi Müslümanların zaaf ve aczinden müteessir olanların yazmasıdır!
Siz ey Müslümanlar! Suskun ve aciz, helâk olmuş ölüler! Hâlâ kalpleriniz sızlamıyor mu, başımıza gelen bu acı felaketler karşısında? Bir halk yok mu?
Hiç mi kimse yok, Allah için ve ümmetin namusu için kızacak? Şerefli direnişçilerken, bizleri katil teröristler olarak ilan edenlere karşı duracak! Bu ümmet utanmaz mı, şerefi çiğnenirken? Siyonist katilleri ve uluslararası işbirlikçilerini görmezden gelirken!
Omuzlarımıza el verecek ve gözyaşlarımızı silecek bir bakış! Bu ümmetin kurumları, sivil güçleri, partileri, teşkilâtları ve bariz şahsiyetleri, Allah için kızmaz mı? Tümü birden sokaklara dökülüp, bizim için dua etmeye. 'Ey Rabbimiz! Gücümüzü topla, zaafımızı gider ve mü'min kullarına yardım et!' diye çağıramaz mı? Buna da mı gücünüz yetmiyor? Yakında bizim büyük ölümlerimizi duyacaksınız, o zaman alınlarımızda şu yazılacak:
Bizler direndik, ileri atıldık ve kaçmadık..
Ve bizimle birlikte çocuklarımız, kadınlarımız, yaşlılarımız ve gençlerimiz ölecek!
Onları, bu suspus ve bön ümmete yakıt yapacağız!
Bizden, teslim olmamızı ve beyaz bayrak dikmemizi beklemeyin! Çünkü biz, bunu yapsak da öleceğimizi biliyoruz. Bırakın savaşçı onuruyla ölelim! Dilerseniz bizimle olun, elinizden geldiğince, öcümüzü sizden her biri boynuna taksın!
Dilerseniz bize acıyarak ölümümüzü izleyin! Temennimiz, Allah'ın, emaneti savsaklayan herkesten kısas almasıdır! Umarız bizim aleyhimize olmazsınız! Allah aşkına, bari aleyhimize olmayın! Ey ümmetin liderleri, ey ümmetin halkları!
Allah'ım!
Sana şikâyette bulunuyorum… Sana şikâyette bulunuyorum… Gücümün azlığını, imkânımın yetersizliğini ve insanlara karşı zaafımı Sana şikâyet ediyorum. Sen mustazafların Rabbisin… Sen bizim Rabbimizsin… Bizi kime bırakıyorsun? Bize cehennem olacak uzaklara mı? Veya düşmana m?
Allah'ım!
Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsad edilmiş ekinler aşkına, sana şikâyette bulunuyorum.
Sana şikâyette bulunuyorum! Gücümüz dağıldı… Birliğimiz bozuldu… Yollarımız ayrıldı…
Halkımızın zaafını ve ümmetimizin bize yardım edip, düşmanı yenmedeki aczini sana şikâyet ediyoruz…"
Şehid Şeyh Ahmed Yasin



5 Kasım 2012 Pazartesi

"Kur'an-ı Kerim'de Yemek Pişirme ve Yemenin Emri ve Adabı"


Yanındaki komşusunun aç olduğunu bilerek kendi karnını doyuran benimle alakası yoktur, diyor. Ama bu yemek bozulacak, şunu filancaya verin 
ziyan olmasın, yook! böyle şey değil bu, için titrerken, kendine de daha lazımken - anlatamıyor muyum acaba, canım burada bu var, bu da var ne olacak bunlar, şimdi buzdolabı var bozulmaz ama, 
bozulur bozulur, bozukluğunun farkında 
değilsindir. İçinde lazım gelen kuvvetler birer birer ölür. Ölür o. Su içip farkına varmıyor musun? Suyu içtiğin vakitte su lezzeti var mı?Soğuk soğuk içiyorsun Su lezzeti? Kudret bilir! Su lezzeti var mı? Nenen, öğlen ayrı pişirir, sabah ayrı pişirir, akşam ayrı pişirir. Şimdi sen bir haftalık pişir, hammalın yemeği. Yemeğin hammalı! Hammal! Sabahleyin ayrı pişirir, öğlen ayrı. O zevk alır. Haa, ömrüm böyle mi tükenecek? Kuvve-i hidaiyesinin lazım gelen kısmının 4te 3'ü ölür, ölür! Bazı şeyler için faydası var, ama dolaba koy, gine akşamın yemeğini ayrıtten pişir ha! Bir hafta durmasın içerde. sonr abaşlar bütün iç hastalıklarında bir takım şeyler başlamaya. Deden öyle zevk ile yaşardı ki sen onu belki beğenmezsin ama öyle zevk ile yaşardı ki bak, çalışması bile, yemek üzerine bir çalışmaya misal, O mu çok çalışır, biz mi çok çalışırız? Ben bir haftalığını pişirir dururum, o her gün pişirir. He? Adi bu yani , adi bir misal! Yemek tencereden pişip şimdi yemek ile, ikinci sefer ısınmasında dahi kuvvetini kaybeder. İkinci günü bırak sen. pişti değil mi, öğlen yedin, akşamınkini ısıt, kuvveti yarıya inmiştir. Büyük kitap diyor ki, "kulû min tayyibâti mâ razeknâkum" ("Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin")  (Bakara:57,172) yarattığımın fit vaziyetinde, bozulmaksızın, incikmesizin, anı geçmeksizin yiyeceksiniz diyor. Oraya kadar söylemiş, daha medeniyet onun farkında değil. Ben size yaratmış olduğum rızıkların anı dumanı bozulmaksızın diyor. Ama sen çürüğünü çarığını kokmuşunu alır yer de,  kanaat sahibiyim ben, Hakk bana bunu aratmasın dersen, ona "ahmak" der. İftira! Allah kendisi diyor ki, "ben arattığımın en güzelini, dumanı üzerinde, böyle anı değişmeksizin yiyeceksin" diyor. O da öbür tarafta, bunun ikisinin ortasını bulamadım ki ben, gidiyor çürüğünü, çarığını, kokmuşunu ne o, "nimet" diyor "ben", diyor "kıymet vereyim de hiç olmazsa Hakk bana ecrini versin!" yok azizim, ne olur o ziyan olur mu? Ziyan olmaz o ,onu hal eder, eder, yine seninle getirir. Fabrika işliyor, kudretin fabrikası. Kafanı başına al. Nereye gidecek, hiçbir şey zayi olmaz. Bozulur, yine fabrikada yapar getirir verir senin önüne. Kudret bu, Allah! Daha Amerika'lılar yeni başlamışlar:"Tefekke hu min kabli  taam" Hazreti Muhammed söyledi, "Yemişinizi yemekten önce yeyiniz" ben de tatbik edemiyorum. alışmış işte bir itiyat, illa yemek yenecek de sonra yemişyenecek. Niyet ediyorum ediyorum olmuyor.  Kabahatli! Orda öyle başlamışlar. Yemişi önce yiyor, sonra yemeği yiyor. Öyle buyurmuş beşeriyetin Fahri ebedisi.Yemişinizi önce yiyiniz."


Şemseddin Yeşil Efendi'nin 22.09.1963 tarihli konferansının ses kaydından çözümlenmiştir.


1 Kasım 2012 Perşembe

Merhum Ali Öztaylan Efendi'den Müthiş Tespit

"Koca bir imparatorluğu teslim aldık, sonra kuşa döndürdük, şimdi de ecdâda sebbetmekle meşgulüz. Hazin bir durum. Şarka silâhla gidiliyor artık. Oradan meşâyıhı kaldırdık. Topla tüfekle bir insan ıslâh olmaz ki. O güzel insanları astık. Onlar dağdaki adama gel diyordu titreyerek geliyorlardı. Katil silâhı bırakıyordu. Her kavmin bir terbiye usulü var değil mi? Bir milletin dinini elinden alırsanız ondan daha zalimi olmaz. Dinimizi elimizden aldılar yerine ne ikâme ettiler?"


Kaynak : http://alioztaylan.blogspot.com