13 Kasım 2008 Perşembe

Fatih Camii- Mehmet Akif Ersoy (2. Bölüm)


Nihayet Fatih Camii isimli şiirin, ikinci kısmını da bitirdim. Değerli okuyucu şunu bir kez daha anladım ki, çocukluğundan başlayarak bütün ömrüne uzanan, engin bir imgelem dünyası Akif'in bütün zihnini kuşatmış. Minarelerde göğü uzanan elleri, saf saf durmuş cami cemaatinde sıradağları, Sakin bir cami duvarında, küfre karşı direnişi görecek kadar engin bir tahayyül!

Aşağıya, orjinali ve, sadeleştirdiğim haliyle Fatih Camii şiirini yazıyorum. Fırsat ve imkan buldukça diğerleri için de çalışacağım. Lütfen öneri ve eleştirilerinizi eksik etmeyin! Bu çalışmaların yaygınlaşması için, gençlerin Akif'in idrakiyle çağa bakabilmeleri, Akif'in kitaplarının okursuz kalmaması için hepimizin Safahat için bir şeyler yapması gerekiyor!
Esenlikler Dilerim!

Fatih Camii II. Bölüm


Bir infilâk-ı safâdır ki yâr-ı cânımdır,

Sabâhı pek severim, en güzel zamânımdır.

Ridâ-yı leyli henüz açmamıştı dest-i semâ;

Sabâ da hâb-ı sükûndan ayılmamıştı daha,

Fezâ yı rûhda aksetti, es-salâ-perdâz

Müezzinin dem-i mahmûru, bir hazîn âvâz.

İçimde cûş ederek lücce lücce istiğrâk,

Ezânı beklemez oldum; açılmadan âfâk,

Zalâmı sîneye çekmiş yatan sokaklardan

Kemâl-i vecd ile geçtim. Önümde bir meydan

Göründü; Fâtih'e gelmiştim anladım, azıcık

Gidince, ma'bede baktım ki bekliyor uyanık!

Sokuldum artık onun sîne-i münevverine,

Oturdum öndeki maksûreciklerin birine.

Fezâ-yı ma'bedin encüm-nümâ meşâ'ilini,

O lem'a lem'a dizilmiş ziyâ kavâfilini

Görünce geldi çocukluk zamanlarım yâda...

Neler düşündüm o sâ'atte bilseniz orada!

Sekiz yaşında kadardım. Babam gelir: "Bu gece,

Sizinle câmie gitsek çocuklar erkence.

Giderseniz gelin amma namazda uslu durun,

Merâmınız yaramazlıksa işte ev, oturun!"

Deyip alırdı beraber benimle kardeşimi.

Namâza durdu mu, hâliyle koyverir peşimi,

Dalar giderdi. Ben artık kalınca âzâde,

Ne âşıkane koşardım hasırlar üstünde!

Hayâl otuz sene evvelki hâli pîşimden

Geçirdi, başladım artık yanımda görmeye ben:

Beyaz sarıklı, temiz, yaşça elli beş ancak;

Vücûdu zinde, fakat saç, sakal ziyâdece ak;

Mehîb yüzlü bir âdem: Kılar edeble namaz;

Yanında bir küçücek kızcağızla pek yaramaz

Yeşil sarıklı bir oğlan ki: Başta püskül yok.

İmâmesinde fesin bağlı sâde bir boncuk!

Sarık hemen bozulur, sonra şöyle bir dolanır;

Biraz geçer, yine râyet misâli dalgalanır!

Koçar koşar duramaz... âkıbet denir "âmîn"

Namaz biter. O zaman kalkarak o pîr-i güzîn,

Alır çocuklar, oğlan fener çeker önde,

Gelir düşer eve yorgun, dalar pek âsûde

Derin bir uykuya...

Derken bu hâtırât-ı lâtîf

Çekildi aslına, artık hakîkatin o kesîf

Likâsı başladı karşımda cilve eylemeye;

Zaman da kalmadı zâten hayâli dinlemeye:

Sağım, solum, önüm, arkam huşû'a müstağrak

Zılâl-i âdem iken, bir sadâ bülend olarak,

O kâinât-ı huzu'u yerinden oynattı;

Fezâ-yı mahşere döndürdü gitti eb'âdı!

Sufûf ayakta müselsel cibâl-i velveledâr

Gibiydi. Her birisinden duyuldu sîne-fıkâr,

Birer enîn-i tazarru ; birer niyâz-ı hazîn,

Ki kalb-i rahmeti sızlattı şüphesiz o enîn!

Eğildi sonra o dağlar Huzûr-i İzzet'te;

Göründü sonra o dağlar zemîn-i haşyette!

İnayetiyle Hudâ kaldırınca her birini,

Semâya doğru o dağlar da açtı ellerini.

O anda koptu yüreklerden öyle bir feryâd,

Ki rûhum eyliyecek tâ ebed o dehşeti yâd.

Kesildi bir aralık inleyen hazin âvâz...

Ne oldu Arş'a kadar yükselen o sûz ü güdâz?

O çûş içindeki îman?

Evet, hurûş ederek işte rahmet-i Subbûh,

Bütün yüreklere serpildi kubbeden bir rûh:

Rûh-i itmînan.


Fatih Camii II. Bölüm Sadeleştirilmiş Hali

Bir huzur sökünüdür,canımın yarısıdır,
Sabahı pek severim, en güzel zamanımdır.

Gecenin örtüsünü, kaldırmamış gün eli:
Sabah derin uykusundan, uyanmamışken daha,

Arştan yankılandı, kurtuluşun çağrısı,
Okuyan büyülenmiş sanki, bir acıklı ses

İçimde dalgalanarak , bu büyünün etkisi,
Beklemez oldum sesi, daha sökmeden şafak.

Karanlık örtüyle örtünmüş sokaklardan,
Aşk ile geçtim ki, işte Önümde meydan

Göründü. Fatih'e gelmiştim anladım, azıcık
Gidince, Cami'ye baktım ki uyumamış, uyanık!

Sokuldum, onun,o aydınlık göğsüne
Oturdum, öndeki duvarlardan birine.

Gökyüzünün yıldızdan, parlayan kandilini
Sıra sıra dizilmiş, o inci dizisini,
Görünce geldi çocukluk zamanlarım yadıma
Neler düşündüm o saatte bilseniz orada!

Sekiz yaşında kadardım. Babam gelir. "Bu gece,
Sizinle camiye gitsek çocuklar erkence.
Giderseniz gelin amma namazda uslu durun,
Derdiniz yaramazlıksa, işte ev, oturun!"

Deyip alırdı beraber benimle kardeşimi.
Namaza durdu mu, bırakırdı peşimi,
Dalar giderdi. Ben artık özgür olunca,
Deliler gibi koşardım halıların üstünde!

Gözümün önündeydi, otuz yıl önceleri,
Şimdi ise yanımda görüyorum:
Beyaz sarıklı, temiz, yaşça elli beş ancak;
Vucudu sağlıklı, fakat saç,sakal apak;
Ciddi görünüşlü, bir adam, usulca kılar namaz;
Yanımda bir küçük kız, bir de oğlan yaramaz:
Yeşil sarıklı bir oğlan ki, başta püskülü yok
Fesinin tepesinde, yalnızca durur boncuk!
Sarığı hemen bozup, gelişigüzel bir dolar;
Koştukça, açılır, sarık öylesine bağlanmış..
Koşar koşar duramaz. "Amin!",namaz ki sona varmış.
Adam kalkar namazdan, çocuklarını alır:
Oğlan fener çeken en önde,
Gelir düşer eve yorgun, dalar pek sessizcene
Derin bir uykuya!

Derken bu güzel hatıra yitti,
Gerçeğin şimdi yüzü, kendisini gösterdi;
Vakit de yok zaten, hayal kurmaya daha,
Sağım, soğum, önüm arkam hayale dalmış iken,
koca bir bir ses, Sesizliği yararak,
gökyüzünde yayılıp, gitti ta uzaklara!
Cemaat omuz omuza, sanki sıradağ gibi,
Her birinden yankılandı, bu sesin aksi.




Eğildi Dağlar sonra huzurunda Allah'ın
Kapandılar secdeye Allah'ın korkusuyle,
Rahmetiyle Allah kaldırınca hepsini,
Semaya doğru döndü, bütün eller bu sefer


O anda yüreklerden bir feryat koptu,
Ki ruhum sonsuza dek anımsayacak bunu,
Kesildi bir an, inleyen acı sesler,
Ne oldu gökyüzüne, yetişen coşkun iman?
Hani nerede, gökyüzüne erişen o yanık ünleme!


Çağlayarak, işte, rahmeti Allah'ın
Bütün yüreklere serpti, ruhunu güvenmenin.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder