
Değerli Dostlar,
Mehmet Akif'in, müthiş tasvirlerle, imgelemlerle dolu Fatih Câmii şiirini, sadeleştirerek aşağıya yazıyorum. Dilerim ki bir nasipleneni çıkar.
Şiirin ilk kısmını yazıyorm. Hatırlatayım, şiiri ben kendi hevesim için parçala bölmedim. Elimdeki baskıda, ve internette de rastladığım örneklerinde şiir hep aynı biçimde taksim edilmiş.
İlk bölümünün sadeleştirilmesinde. Milli Gazete yazarı, Cevat Akkanat'ın 29.05.2008 tarihli, "Fethi süsleyen âbide: Fatih Camii" yazısından faydalanarak hazırladım. Bakmak isterseniz Burayı tıklayın!
Şiir'in ilk kısmı aşağıda. Esenlikler dilerim!
Fatih Camii
Yatarken yerde ilhâdıyle haşr olmuş sefil efkâr,
Yarıp edvârı yükselmiş bu müdhiş heykel-i ikrâr,
Siyeh reng-i dalâlet bir bulut şeklinde mâzîler,
Civârından kaçar, bulmaksızın bir lâhza istikrâr;
Ziyâ-rîz-i hakîkat bir seher tavrında müstakbel,
Gelir fevkınden eyler sermedî binlerce nûr îsâr.
Derâgûş etmek ister nâzenîn-i bezm-i lâhûtu:
Kol açmış her menârı sanki bir ümmîd-i cür'etkâr!
O revzenler, nazarlardan nihan dîdâra müstağrak,
Birer gözdür ki sıyrılmış önünden perde-i esrâr.
Bu kudsî ma'bedin üstünde tâban fevc fevc ervâh
Bu ulvî kubbenin altında cûşan mevc mevc envâr.
Tecessüd eylemiş gûyâ ki subhun rûh-i mahmûru;
Semâdan yâhud inmiş hâke, Sînâ-reng olup, Dîdâr!
Tabîat perde-puş-i zulmet olmuş, hâbe dalmışken,
O, gûyâ kalb-i nûrânîsidir leylin, durur bîdâr.
Evet bir kalbdir, bir kalb-i cûşâcûş-i âşıktır,
Ki cevfinden demâdem yükselir bin nâle-i ezkâr.
Nümâyan cebhesinden Sadr-ı İslâm'ın meâlîsi:
O sadrın feyz-i enfâsıyle gûyâ bir yığın ahcâr,
Kıyâm etmiş de, yükselmiş de bir timsâl-i nûr olmuş.
Nasıl timsâl-i nûr olmaz? Şu pek sâkin duran dîvâr,
Asırlar geçti hâlâ bâtılın pîş-i hücûmunda,
Göğüs germektedir, bir kerre olsun olmadan bîzâr:
Bu bir ma'bed değil, Mâ'bûd'a yükselmiş ibâdettir;
Bu bir manzar değil, dîdâra vâsıl mevkib-i enzâr.
Semâdan inmemiştir, şüphesiz, lâkin semâvîdir:
Zemînî olmayan bir cilve-i feyyâzı hâvîdir.
Fatih Camii-Sadeleştirdiğim Hali - 1.Bölüm:
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder