14 Kasım 2008 Cuma

Çanakkale Şehitleri'ne...

Çanakkale Şehidleri'ne...( Asıl Metin)

Şu boğaz harbi nedir, var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların, yükleniyor dördü beşi
Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar taşlar...
O, rüku olmasa, dünyada eğilmez başlar,
Yaralanmış tertemiz alnından uzanmış yatıyor;
Bir hilal uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi...
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe!" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvara yetmez o kitab...
Seni ancak ebediyyetler eder istiab.
"Bu, taşındır" diyerek Kabe'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle,
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan;
Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına,
Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultanı Salahaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
Sen ki islamı kuşatmış, doğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;
Sen ki; a'şara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

Çanakkale Şehitleri'ne... (Günümüz Türkçesi İle)

Şu boğaz savaşı nedir, var mı ki dünyada eşi?
En kalabalık orduların, yükleniyor dördü beşi,
şehidlerin gövdesi, bir baksana dağlar taşlar..
O, rüku[1] olmasa, dünyada eğilmez başlar,
Yaralanmış tertemiz alnından uzanmış yatıyor;
Bir hilal[2] uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ataların inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyük ki kanın kurtarıyor, Tevhid'i...
Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek mezarı kim kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe!" desem, sığmazsın.
Savaştığın döneme yetmez o kitap,
Seni ancak sonsuzluk kapsar,
"Bu, taşındır" diyerek Kabe'yi diksem başına;
Ruhumun bütün haykırışını duysam, geçirsem taşına,
Sonra gökyüzünü alsam da, örtü niyetiyle,
Kanayan mezarına çeksem, bütün yıldızlarıyle;
Mor bulutlarla açık türbene, çatsam da tavan;
Yedi ışıklı yıldızı, uzatsam oradan;
Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken gece ayışığını getirsem yanına,
Mezar bekçin gibi, ta sabaha kadar bekletsem;
Günün ışığı ile avizeni doldursam;
Kararan ufku, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.
Sen ki, son haçlıların kırarak akınını,
Doğunun en sevgili sultanı Selahaddin'i,
Kıçıl Arslan gibi yüceliğine ettin hayran..
Sen ki İslam'ı kuşatmış, doğuyorken yenilgi,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer yıldızdan adın[3];
Sen ki; binyıllara gömülsen taşacaksın... Ne yazık,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu uc-bucak,
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden mezar,
Sana kucağını açmış duruyor Peygamber.


[1]Namazda elleri dize dayamak suretiyle, yere doğru eğilirken baş ile sırtı düz hale getirmek.
Rüku, kelimesi böyle bir anlama sahip olduğu için çevirmedim. Okuyucuların pek çoğu tarafından da anlaşılacağını umuyorum.
[2] Hilâl kelimesini de, "Ay'ın bir evresi" olarak çevirmek, şiir içindeki anlamından uzağa düşürmek anlamına gelecektir. Şairin, Hilâl ile kastettiği, bayrakta da simgesini bulan,bağımsızlık ve özgürlüktür.
[3] Bu dizedeki çevirinin çok iyi olmadığını düşünüyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder